KUR’AN  VE  SÜNNETE  GÖRE:

     MÜSLÜMAN KADININ SORUMLULGU

                  ÖNSÖZ - MÜKADDİME
Rahman ve rahim olan Allah’
ın adı ile.
Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur, bütün hamdu-senalar. Şeriki olmayan, tek olan, kendisinden başka ilah olmayan Allah’
ın varlığına ve birliğine şehadet ederiz.Ve yine şehadet ederizki:Hz.Muhammed(s.a.v.) Allah’ın en sadık, en emin kulu ve Peygamberidir.
Allah’
ın salat ve selamı onun, ashabının, ona ihsanla kıyamete kadar tabi olan ve olacak olanların hepsinin üzerine olsun.
Şüphesiz İslam, kendisi için sevdiği ve istediği hayırların, diğer müslüman kardeşleri için sevmeyi ve istemeyi müslümanların üzerine farz kıldı.
Ve yine kendisi için istemediği kötülükleri de diğer müslüman kardeşleri içinde istememesini farz kıldı.
Binaen-aleyh: Allah, iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı emretti, hakkı tavsiye sabrı tavsiye etmeyi, emri-maruf nehyi-anil-münkeri yapmayı emretti. İşte bütün bu güzellikleri yerine getirmek “isteme ve sevme” prensibine bağlıdır. Bunları kendimiz için sevdiğimiz ve istediğimizden dolayı müslüman kardeşlerimiz içinde aynı arzuyu hissettik ve “MÜSLÜMAN KADININ MESULİYYETİ “ adlı bu yazıyı kaleme alıp hazırladık. Bütun müslüman kadın verkek kardeşlerimize ithaf ediyoruz.
Bu yazı serimizde özellikle müslüman kadınları ilgilendiren: Hicap (örtü),Teberrüc (açıklık-saçıklık), yolculuk, ihtilat, kadının çalışma mevzuu, halvet, kadın-erkek her birinin hak ve vazifeleri, zinaya yol açan sebepler, hayiz ve nifas gibi konuları İslam’i ölçülerle ele aldık ve özetle kısa bir şekilde izah etmeye çalıştık. Her konuyu edillei-şer’iyyeye göre açıkladık. Taki inanan kişinin kalbi mutmain olsun, diye. Ayrıca alimlerimizin ilmi eserlerine müracaat ederek konumuzu biraz daha perçinledik.
İnşaallah faideli olur. Bizlere dünya ve ahiret saadeti kazandırmak için Allah’
ın rızasına bizleri sevkeder. Allah, bu yazıyı okuyan, dinleyen ve tatbik sahasına koyan kardeşlerimi dünyada mesut, ahirette de bahtiyarlardan eylesin(amin). O ne bahtiyarlıktır ki, kişi onu dünya hayatında kazanır. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. O ne güzel velidir (yardımcıdır). Günahlardan kaçınmak ve iyilikleri yapmak ancak O’nun gücü ve kudreti ile mümkündür. O Allah çok yüce ve en büyük olanda O’dur.
Çalışmak ve tebliğ bizden, tevfik ve hidayet Allah’tandır.

Muderrisim(Zafer)Hoca

Ayasofya camii- Hildesheim
         İSLAM’IN KADINA KAZANDIRDIKLARI
İslam’
ın kadına bakışı ve kadına verdiği haklar hakkında kısa bir malumat. Yani, İslam’ın gelişiğle kadın neleri elde etti.
1- İslam geldiğinde, cahiliyye toplumu kadını sevmiyor, ona buğuzediyordu. Kur’anı- Kerim bunu şöyle haber veriyor: ‘‘ Onlardan biri kız ile mücdelendiği zaman, öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.‘‘(Nahl:58) Kadına ihanet ediyor diri diri toprağa gömüyorlardı. İslam geldi bunu yasakladı ve kadının şanını-şerefini kerametini yüceltti. Kur’anı-Kerimden şöyle öğreniyoruz: ‘‘ ... diri diri gömülen kızlara,‘‘ Suçunuz neydi, hangi günah sebebiyle öldürüldünüz?‘‘diye sorulduğunda..‘‘(tekvir:9) Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: ‘‘ Her kim ki cariyeyi veya iki kızı bakar-yetiştirirse buluğ çağınagelinceye kadar, kıyamet günü onlar ve ben şu şekilde ( parmaklarını bir araya getirip göstererek ) beraber oluruz.” (Müslim rivayet etti) Ve yine Peygamberimiz buyuruyurki:‘‘ Herkim kızlardan birinin derman olur, onlara iyilik yaparsa, bu hal cehennem ateşine karşı onun için bir perde olur.‘‘ (Buhari ve Müslim rivayet ettiler)
2- İslam geldiğinde, cahiliyye toplumu zorla kadının malına varis oluyorlardı. Şöyleki: Kadının kocası öldüğü zaman,vereselerinden biri hemen geliyor kocası ölen kadının üzerine elbisesini atıyordu. İlk önce bunu yapan kişi güya bu şekilde kadına ve kocasından kalan mala sahip oluyurlardı. İslam bunu derhal haram kıldı ve yasakladı. Kur’anı- Kerimde bu konnu izah ediliyor: ‘‘ Ana ve babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.‘‘(Nisa:7) Bu sürenin 19. Ayeti karimesi ise, olayı şöyle beyan ediyor: ‘‘ Ey iman edenler ! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah‘
ın hakınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.‘‘ (Nisa:19) İşte bu ayeti kerimede, İslamdan önce cahiliyye toplumu olan Araplar Kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onun başkasıyla evlendirme hakına sahip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yoluna gidiyorlar-dı. Ayet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına layık olduğu hakları getirmiştir.
3- İslam geldiğinde, cahiliyye toplumu kadına miras hakkı tanımıyorlardı. İslam ise , yukarıdaki 2.maddede geçtiği gibi, Nisa süresinin yedinci ayeti kerimesiyle meseleye çözüm getirdi. Kadına, kocasından ve yakınlarından kalan mala varis olma hakkı tanıdı.
4- İslam geldiğinde, cahiliyye toplumu kadına baskı yapıyolardı, bir çok haklardan mahrum ediyorlardı. Hata boşadığı kadının yeniden evlenmesine engel oluyorlardı. Baba kızının evlenmesine, erkek kardeş kız kardeşinin yeniden evlenmesine mani oluyorlardı. Ve yine kadına baskı yapıyar, fidye almadan boşamıyorlardı. Bunu izah eden ayeti kerimeyi yukarıda geçen ikinci maddeden tekral okuyunuz. Ve ayrıca şu ayeti-kerimeye kulak verin: ‘‘Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyi-likle anlaştıkları taktirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte o, sizden Allah’
ın ve ahiret gününe inanan kimselere verilen öğüttür. Sizin o öğüdü tutmanız kendiniz için daha parlak ve daha temizdir. Allah her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz...‘‘ ( Bakara: 232 )
5- İslam geldiğinde, cahiliyye toplumu kadına zulmediyorlardı, ahlaksızlık yapıyorlardı, çirkin muamelerde bulunuyorlardı. İslam bunların hepsini yasakladı. Kişinin kendisine nasıl muamele yapılmasını istiyorsa. Öyle bir muamele yapılmasını emretti. Allah Teala şöyle buyurdu:’’Onlarla iyi geçinin.’’(Nisa:19) ’’ Erkeklerin kadınlar üzerindedeki hakları gibi, kadılarında erkekler üzerinde bir takım iyi davranışa dayalı hakları vardır.Ancak erkekler için kadınlar üzerinde üstünlük payı vardır. (Yani: Aile reisi erkektir) Allah azizdir, hakimdir.’’ (Bakara:228)
6-İslam geldiğinde, ölen kadın tam bir sene iddet bekliyordu. İslam bunu ( 1/3 ) olarak hafifleterek karara bağladı “ Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendilerinden dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında iyilikle yaptıkları işler de size bir günah yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara:234)
7-İslam kadına karşı devamlı iyilik yapmayı tavsiye etti ve uygulamaya koydu, kanun vaz etti. Peygamberimiz buyuruyurki:” Kadınlara iyilik yapmanızı tavsiye ederim”.(Buhari-Müs-lim) Ve yine:”Mümin erkek mümine kadına buğuz etmesin. Zira bir huyunu sevmezse diyer bir huyunu sevebilir.”(Müslim) Ve yine:”Sizin en hayırlınız kadına karşı en hayırlı-olanınızdır.”(Tirmizi) Hz.peygamberimiz yine buyuruyurki:”Dünya bir metadır ve dünya metainin en hayırlısı saliha-hatundur.”(Müslüm) Sonra peygamberimiz “Saliha-Hatun” un kim olduğunu şöğle açıklıyor:”Erkek hanımına baktığı zaman, onu mesrur eder, emrettiği zaman itaat eder, kendi namusunu ve kocasının malını korur.”(İmam-ı Ehnet ve Nesai)
‘’Herkes çobandır ve herkes sürüsünden (eli altındakilerden) sorumludur. Devlet başkanı çobandır tebaasından sorumludur. Erkek, ailesi hakkında çobandır ve ailesinden sorumludur. Kadın kocasının evi hakkında çobandır ve kocasının evinden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malı üzerinde çobandır ve bundan sorumludur. Kısaca, hepiniz çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz.’’ (Buhari veMüslim) Bu hadis de mesuliyetin sınır ve sahasını göstermekte, Dünyada hiçbir kimsenin mesuliyatsiz olmadığı belirtmektedir. Herkes kendi çapında mesuldür. Kendisine tevdi edilen emanetlerden sorumludur. Aile fertleri de istisnasız hepsi birbirine karşı sorumlu olmaktadır
                           TEBERRÜC
Allah’u Taeala buyuruyorki:
“Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk cahiliyye devri kadınlarının açılıp saçılarak, (teberrüc yaparak),zinetlrrini götererek yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin.” (Ahzar süresi:33)
Teberrüc’ün tarifi, yani İslami açıdan ifade ettiği mana:
Teberrüc: Kadını kendisine mahremi olmayan yabancı erkeklere göstermesidir.Çünkü, teberrücün asıl manası kadının güzelliklerini ve zinetlerini yabancı erkeklere izhar etmesidir. Buda geniş manası ile açılıp-saçılmaktır. Fitneye sebep olacak, yani altınları, bilezikleri, küpeleri, gerdanlıkları ve bunların takılı oldukları kolları, kulakları, göğüsleri ve boyunlarını açarak yabancı erkeklere arz etmesidir.
Ebu-Ala El-Mevdudi şöyle izah ediyor:”Kadın için kullanılan (teberrüc) kelimesinin üç manası vardır;
1- Kadının yabancılara güzelliğini, yüzünü ve ilgi çeken yerlerini teşhir etmesidir.
2- Yine yabancı erkeklere güzel elbiselerini ve süs aşyalarını göstermesidir.
3- Ve yine:”Yabancı erkeklere yürüyüşüyle, onlara temayülleriyle ve kokularıyla kendini teşhir etmesidir.” (Hicap:13)
Teberrücün dinen hükmü:
Bu Allah’
ın kitabında, Peygamber (s.a.v.) sünnetinde haramdır. İcma-i-Ümmet ile sabittir ki, kadının bütün bedeni avrettir. Yabancıların kadının bedeninden herhangi bir yerine, özellikle saçlarını, ğöğüslerini, süs yerlerini ve zinet eşyalarını ve ayrıca iç elbiselerini görmeleri caiz değildir.
Günümüzde kadınların çoğunluğunun yaptığı, dekolte hali, açılıp saçılması, süs eşyalarını ve altın takılarını ortaya koyması isyandır. Gavur kadınlarına benzemektir ve heryerde fitne tohumları saçmaktır. Müslüman kadın ve kızların böyle yapması ve yaşaması söz konusu olamaz. Böyle yapanlar ya inanmayanlardır veya aldanmış zavallı mahluklardır. Hele müslüman bir kadının başı açık, boynu-ğöğsü meydanda, kol, baldır bacak meydanda so-kağa çıkması, namahrem erkeklerin arasına çıkması ve buhali ile çalışmaya gitmesi en büyük günahlardan biridir ve İslam şeriatina baş kaldırmaktır. Ve yine bir kadının ilgi çeken ve cinsel arzuları kamçılayan yarlerini ortaya koyan, altına ( vücudun rengini) gösteren şeffaf, cazib ve ince giysileri giymeside teberrücdür ki, bunu Allah ve Resulu haram kılmıştır. (El- İr-şadu ila tarikınnecati:48)
Günahların en büyüğü, fitnelerin en zararlısı olan günümüz kadınlarının ekserisinin işlediği, lüks giysiler giymesi, şehvet nazarlarını celbeden kürk giymesi, çeşitli kokular, parfümler, boyalar ve ojeler sürünmesidir. Ve ayrıca bu halleri ile yabancı erkekler arasında dolaşmalarıdır ki, bu hallari Allah’
ın gazabını üzerlerine çekmektedir. Allah (c.c.) müslüman kadın ve kızlarımızı muhafaza buyursun.
             TEBERRÜC’ÜN HARAM OLUŞU

               HAKKINDA ŞER’İ DELİLLER
Bu konuda temel kaynak olan Kur’an ve hadisi-şeriflerde çok deliller, hükümler, ağır ve şiddetli cezai-müeyyideler vardır. Bir kaçını aşağıya alıyaruz:
A-Allah’ü Teala Buyuruyorki:” Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk cahiliyye (devri ka-dınları) nın açılıp saçılarak, zinetlerini göstererek yürüyüşü gibi yürümeyin.”(Ahzab:33)
Yani, sürekli evinizde kalın. Zaruri bir ihtiyaç olmadıkça dışarı çıkmayınız. Çünkü bu sizin için, en selametli ve en emniyetli olandır. Peygamberimiz buyuruyorki:” Şüphesiz kadın avrettir. Kadın dışarıya çıktığı zaman, şeytan onunla teşerrüf eder.” (Tirmizi)-(İbni Kesir, c:3. Sh:481)
Bu ayeti kerimede hitap herne kadar Peygamberimizin hanımlarına ise de, hasseten on-lara, umumi olarak da müslümanların hanımlarına hitabi-ilahidir.Çünkü Peygamberimizin hanımları müminlerin anneleridir. Çocuklar için en iyi örnnek annelerdir. Öyle ise, herşeyde her zaman ve her yerde mümilerin hanımları için en güzel en iyi örnek Peygamberimizin hanımlarıdır. Bu ayetten önce geçen ve sonra gelen ayetlerin ahkamının umumi olması bunun böyle olduğuna dalalet ediyor. Örneğin: Erkeklerle konuşuken konuşmalarına çok dikkat etmeleri, erkekleri etkileyecek sözlerden ictinap etmelerinin gereği, cahiliyye kadanlarının yaptığı gibi teberrüc yapmamalarının emredilmesi, süslerinin ve zinet yerlerinin gösterilmemesi icab ettiğini, namaz kılmaları, zekat vermeleri ve her halukarda Allah ve Resulüne itaat etmeleri emredilmesi gibi. İşte bütün bunlarin hepsi, Peygamberin ve müminlerin hanımlarının hepsine şamil olan ilahi emirlerdir.
Bu ayetin manası hakkında İmam Kutubi (r.a.) şöyle diyor: Hitap her ne kadar Peygamberin hanımları için olsa da, mana yönü ile diğer müminlerin hanımlarıda buna dahildir. Şayet, bütün kadınları kapsayan bir delil varid olmasaydı, şeriat bununla nasıl kadınların evlerinde kalmaların da ve dışarıya çıkmamaların da ısrar ederdi. (Tefsir-i Kutubi, c:14, Sh:179)
Şöyle bir olay rivayet ediliyor:” Peygamberimizin hanımı Zam’a binti Sevda (r.a.) a dendiki, kız kardeşlerinin yaptığı gibi, niçin hac ve umre yapmıyorsun? O da cevaben dediki: ben hac ve umre yaptım. Şimdi ise Allah (c.c.), benim evde kalmamı emrediyor. Riva yemin ederek diyorki: Zam’a binti Sevde’nin o evden cenazesi çıkıncaya kadar dışarı çıkmadı.”
Ibni Sa’dan tefsirinde ise: “Ilk cahiliyye teberrüci gibi teberürüc yapmayin” emri şu demektir: Ilim ve dinden nasipleri olmayan cahiliyye kadınları gibi süslenerek ve kokular sürünerek dışarıya çıkmayın. Demektir. (C:6, Sh: 107)
Ebu bekir Cabir El-Cezairi. Bu ayetleri özetlerken maddeler halinde şöyle açıklıyor:
1.Şeref ancak takvayla olur. Şüphesiz sizin Allah katında en üstün olanınız en çok takvalı olanınızdır. Yani Allah’
ın emirlerini en iyi yaşıyanınızdır.
2.Resulüllah’
ın hanımları fazilet sahibi ve şereflidirler.
3.Kadının yabancı erkekle konuştuğunda, ince sesle ve yumunşak ifadelerle konuşması haramdır.
4.Kadınların ihtiyac anında normal olarak dışarı çıkmalarında herhangi bir sakınca yoktur.
5.Kadınların dışarda açılıp – saçılması haramdır. Islamiyet her emrinde toplumun sağlıklı olmasını göz önünde tutar.
6.Müslüman, Allah’
ın iman vasıtasıyla kendisini şereflendirdiği için iman nimetinin kıymetini bilmesi gerekir.
7.Ayette geçen hikmet kelimesinin bir manası da, Peygamber efendimizin “ SÜNNETİ” demektir.
8.Ayeti kerime, Islam dışı her inancı ve ameli cahiliyye diye adlandırmaktadır. Buna göre kadınların dışarda açık – saçık olması da bir cahiliyye adetidir. (Eyseruttefasir, C: 4, Sh: 267 –268)
B-Teberrüc’ün haram olduguna ikinci delil ise, Nur suresinin 31. Ayeti kerimesidir ki, Allah Teala söyle buyuruyor: “ Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç . Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya’da babalarından ya’da kocalarının babalarından ya’da oğullarından ya’da kocalarının oğullarından ya’da kendi kardeşlerinden ya’da kardeşlerinin oğullarından ya’da kız kardeşlerinin oğullarından ya’da kendi kadınlarından ya’da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya’da erkeklerden yana ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya’da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey müminler, umulur ki felah bulursunuz.“
Burda ki „ZİYNET“: üç şeye itlak olunur:
1.Güzel ve cazip giysiler,
2.Takılar ve takı yerleri,
3.Kadınların süslenmesi için başlarına, yüzlerine ve diğer bazı organlarına yaptıkları tezyinat. Bugün buna güzelleştirme ve estetik deniyor.
İşte bu üç çeşit ZİYNET’ki, Allah’u Teala yabancı erkeklere karşı bu zinetleri izbar etmeyi müslüman kadınlara yasakladı. Ancak bundan gizlenmesi mümkün olmayan dış elbiseler, aba ve kasıtsız zahir olan yerler istisna edilmiştir. Hal böyle iken, istisna edilenleri’de kasten izhar etmek caiz degildir (Tefsiru – suretinnur, Mevdudi, Sh. 157).
Kurtubi diryor ki: Zinnet iki kısımdır. Yaratılıştan Zinnet ise, kadının yüz’üdür ki bu Zinneti ve güzelliğin temelidir. Çünkü yüzde bir çok menfaatler ve bilgi yolları vardır. Kesbi Zinnet ise, kadının vücudunun elbise ve bir takım süs eşyaları ile süslenmesidir ki, bütün bunlar bu ayeti kerimeye dahildir (C: 12, Sh: 229).
El – Cezairi diyor ki: bu ayetlerin özeti şudur:
1.Gözleri sakınmak ve edep yerini korumak farzdır.
2.Zaruret dolayısı ile örtülmesi mazur olanlar hariç, kadının zinntetini ve zinnet yerlerini örtmesi farzdır.
3.Müslüman kadının yanlarında zinnetini açmasında sakınca omayan mahremleri açıklanmıştır (Ayetin mealini tekrar okuyunuz).
4.Erkeklerden bunamış yaşlı ihtiyarlara, bunaklara ve kadınların avretinden hiç bir şey bilmeyen küçük çocuklara zinntetin açınmasına ruhsat verilmiştir.
5.Gizlededikleri zinnetleri bilinsin diye hanımların yürürken ayakları ile kasden yere vurması haramdır.
6.Dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmak için her günah’tan hemen tevbe etmek farzdır (Eyseruttefasir, C: 3, Sh: 567).
C- Tebberüc’ün „HARAM“ olduğuna dair delillerinden biri’de Nur suresinin 60. Ayetidir ki, şöyle buyruluyor: „Evlenme arzusu kalmamış oturan (ihtiyar) kadınların, kasden süs göstermeye çalışmadan dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.“
ACIKLAMA: Hayiz görmeyecek ve doğum yapamayacak yaşa ulaşmış hanımların çarşaf, pardüse vesaire dış elbiselerini açmalarına ruhsat verilmiştir. Ama kapatıp örterlerse, Allah’
ın şu ayette buyurduğu gibi onlar için daha hayırlı olur. „Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlırdır.“
Bu ayette geçen „KEVAİD“ kelimesi ile nitelenen kadınlardan murad, yukarıdada geçtiği gibi, sinni – iyas yaşına ulaşmış, yani hayizdan kesilmiş ve çocuk doğurması mümkün olmayan yaşa gelmiş demektir ki, evlenme ümidi kalmamış ve herhangi bir erkek ona rağbet etmiyor.

İHTİLAT VE HALVET
İhtilat: Aralarında mahremiyet bulunmayan kadın ve erkeğin bir arada bulunmasıdır. Diğer bir ifade ile: Bir mekanda mahremlerden olmayan erkeklerin kadınlarla bir araya gelmesidir ki, bu halde bakış, işaret ve konuşmakla ittisal meydana gelir. Bu hal halveti meydana getirirki bu da hangi hal üzere olursa olsun, ihtilat tabir olunur. İhtilat ve halvet haramdır. Allah’ın müslümanları sakındırdığı en tehlikeli durumlardan biridir. Çünkü,iki cinsin ihtilatı, yani erkek ve kadının bir arada bulunmaları fuhşun yayılmasına en büyük sebeplerden biridir. Halvet, yani bir kadının mahremi almayan bir erkekle üçüncü bir şahıs olmadan başbaşa kalması ise daha tehlikelidir. Zira bu iki cinsin halveti esnasında üçüncü şahsın şeytan olmasına yol açar ki, o zaman tehlike çanları çalar. Peygamberimiz buyuruyor-larki: “Bir erkek kadınla başbaşa (halvet halinde) kalmasın. Zira, üçüncüsü şeytan olur. ( İ. Ahmet ve Tirmizi rivayat ettiler).
     YABANCI KADINLARLA HALVETİN HARAM

         OLDUĞUNA DAİR ŞER’İ DELİLLER:
1-Allah’u Taala buyuruyor: “...Onlardan bir şey istediğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu sizin kalpleriniz için de, onların kalplari için de daha temizdir...” (Azhab:53)
2-Peygamberimiz buyuruyor: Nikahlısı ve mahremi olmayan kadınların yanına gir-mekten sakının. Ensardan biri: Ya Resulullah “HAMV” hakkında ne buyuryorsunuz? dedi. Hz. Peygamberimiz: “HAMV” ölümdür, cevabını verdi. (Buhari ve Müslim)
HAMV: Kocanın kardeşi, kardeşinin oğlu, amcası, amcasının oğlu gibi yakınlarıdır. Bunlardan korkmak ve sakınmak diğerlerinden daha elzemdir. Kişi önemsemez ve bu hal devam ederse, kötü şeyler ve fitneler zuhur eder. Bu nedenle hadisin kısa manası: Mahreminiz olmayan kadınlarla ihtilat ederek halvet olmaktan sakınınız.
3- Peygamberimiz buyuruyur: “Siden biriniz yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. (Buhari ve Müslim)
HALVETİN HAKİKATI
Halvetin hakikatı, insanların gözlerinden uzak bir yerde erkeğin bir kadınla yalnız kalmaması demektir. Bu ise bugün müslümanlar arasında yani evlerinde haddından fazla vaki olmaktadır. Şöğleki: Bazı müslümanlar, aileden, evden ve otoplumdan olmayan, yani mahrem olmayan yabancı hizmetçi kızlar ediniyorlar. Bu hal çağu kez, evin erkeği ile veyahut oğullar-dan biri ile veyahut aileden bir erkekle halvet oluyorlarki , şeytanın at oynattığı devir başlıyor ve olaylar başlıyor. Geçen hadisi şerifleri hatırlayalım. Bu emir herkese şamildir. O toplumun en iyileri ve yaşlılarından olsa , bu böyledir. Beşerin yaratılış gereği erkeklerin kadınlara meyletmeleri tabiatleridir. Özellikle, günümüz de hizmetçi kızların ve sekreterlerin çoğunun genç, güzel ve müzeyyen olmaları tehlikeyi daha da çok büyütüyor.
Belalı ihtilat ve halvetten biride özel şöför edinmektir. Kişi çekinmeden karısını- kızını çarşıya, okula ve sair yerlere gönderiyor. Bu çok tehlikelidir. Hatta böyleleri, bu şöförün müslüman olup-olmadığına, dini yaşayıp-yaşamadığına ve ahlakına bile bakmazlar. Velevki bu şöför müslüman bile olsa, bu haramdır. Geride geçen hadislari tekrar tekrar hatırlayalım.
Haram olan ihtilatın nevilerinden biri de, kadının mahremsiz yolculuk yapmasıdır. Peygamberimiz buyuruyor: “Bir kadın ancak mahremi ile yolculuk yapsın”.(Buhari-Müslim) Zira mahremsiz yolculuk, fitne ve fesadın vesilelerinden biridir. Bir kadının mahremi kocasıdır veyahut nesep yolu ile ebedi olarak kendisine evlenmesi haram olan müslim veyahut süt kardaşidir.
Nehyedilen ihtilattan biride, öz kardeş bile olsalar, temyiz yaşlarında erkek ve kız çocukların aynı yatakta beraber yatmalarıdır. Halbuki Peygambeimiz: “çocuklar mümeyyiz yaşlarına geldiklerinde yataklarının ayrılmasına emir buyurdular.”Ebu Davud’un rivayet ettiği hadiste böyle beyan edilmektedir.
Geçen bölümlerden anladığımız gibi,iki cinsin hangi hal ve durumda olurlarsa olsunlar,evin içinde veya dışında ihtilaları çok tehlikeli ve hatalıdır. Bundan dolayı Allah (c.c.) şöyle emru-ferman ediyor: “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin). Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” (Nur:27) Görüldüğü gibi, ayette izin almak ünsiyet ifade eden keli-me ile dile getiriliyor. Bir yere girmek isteyen kişi şöyle izin ister: “Esselamu Aleyküm.” Gire-bilirmiyim? İzin isteme işini ancak üç kerre tekrar edebilir. İzin verilirse içeri girer, verilmezse döner.
Bütün bu gerçeklere binaen: Günümüz bazı erkekleri yabancı kadınlarla bir araya gelip beraber oturuyorlar, mahrem ve namahrem demeden kadın- erkek ve buluğ çağına gelmiş çocuklarla beraber arzı-endam ediyorlar. Bu şekilde kendilerini ve ailelerini bir çok tehlike-lere atıyorlar. Bu halleriyle toplumun bütününü tehdit altına alıyorlar.
Bu arada, arayı fazla uzatmadan ihtilat ve halvete sebebiyet veren kadınların çalışmasını, kadının iş durumlarını, karı-koca hak ve görevlerini kısaca izah edelim. Zira, günümüzde ençok sorulan sorulardan birkaçıdır bunlar. Hanım kardeşlerimden hemen rica ediyor ve diyorum ki, inanarak tekrar tekrar okusunlar.
ÇOK ÖNEMLİ BİR FETVA
Soru: Müslüman kadının çalışması dinen helal ve caizmidir?
Cavap: Asla helal değildir, Caiz değildir. Çünkü:
1- Evin geçimi ve idaresi evin erkeğine aittir. (Nisa süresi:34)
2- Kadının evinin içinde oturması Allah’
ın emridir. (Ahzab:33)
3- Kocasının izni ve müsadesi olmadan kadın evinden dışarıya çıkamaz, her hangi işte çalışamz. (hadisi-Şerif)
4- Bir kadının mahremlerin yanında kalması, oturması ve bakması helal değildir. ( Nur Süresi:33 )
5- Müslüman kadının tesettüre riayet etmesi farzdır. (Azhab:59)
Ama günümüzdeki çalışan kadınların durumu ortadadır. Ben başımı örtersem Almanlar veya arkadaşlarım beni kınarlar, diyenleri akla getirirsek meselenin vehameti ortaya çıkar. Evde başını örten, fakat işe giderken başını açanları ve ayrıcı evde perişan vaziyette dolaşan, işe giderken ise giyimine ve süsüne özen gösterenlerin hali ve adetleri malum, izaha gerek yoktur
İZAHAT-GENİŞ AÇIKLAMA
Bir müslüman kadının evinin dışında çalışması, kadına karşı işlenen büyük bir cinayet-tir. Çükü kadın, bir çok işlerde erkekler gibi güç yetiremez. Zira kadın beden ve fiziksel yönden zayıftır. Bedeni gücü erkekler gibi, çeşitli sebeblerden dolayı sahip değildır.
1-Ay hali (hayiz) dir ki, her ay bir müddet devan eder. Bundan dolayı kadın muztarip olur. İstirahat etmesi ve çalışmaması lazımdır. Taki temizleninceye kadar titizlik göstermesi lazımdır.
2- Hamilelik hali ve müddetidir ki, kadın buhali ile daima güçsüzlük, zor ve zaafiyet içindedir, Bu durumda çalışmaya gücü yetmez, İstirahata ve yardıma ihtiyacı vardır.
3- Doğum ve lohusalık hali ve müddetidir ki, bu durumda kadın en zor günlerini yaşar. Rahatsız edici ağrılar ve kann kaybı. Bu nedenle kadının durumu düzelinceye ve kaybettiklerini tekrar kazanıncaya kadar istirahata gereksinme duyar.
4- Emzirme ve çocuk bakımıdır ki, bunu en azından iki sene devam ettirmesi lazımdır. Çünkü kadın yavrusunu anne şefkatiyle emzirir, kanından-canından gıdasını temin eder, ona bakar, korur ve terbiye eder. Burada evinin işi, kocasına ve diyer çocuklarına karşı vazifele-rinide ihmal edemez. Bütün bunlarla bir de evin dışında bir iş yerinde kadının fiziksel yapısına uygun olmayan işlerde çalışması, Kadın haklarına en büyük bir darbedir.
5- Kadının fiziki bedeni ve ruhsal yapısı, hamilelik, doğum, lohusalık, çocuk bakımı ve emzirme nedeniyle çok yıpranır. Böyle bir kadın çalışırsa gerisini siz düşünün.
Sözün özü: Birkadının bedeni, ay hali görür, hamile olur, çocuk doğurur, çocuk emzirir ve çocuk bakarsa erkekler gibi kuvvetli ve enerjisi olmaz. O halde kadın-erkek eşitliği espirisine uygun düşmez.
Aşağıdaki sebeblerden dolayı bir kadının evinin haricinde her hangi bir iş yerinde çalışması meşru değildir. Yani İslam dininin prensiplerine uygun değildir. Şöğleki:
1- Şer’i ve islami örtünmenin farz oluşu,
2- İşe gidip-gelme esnasında fitneye vesile oluşu,
3-Yolda gidip-gelirken ve iş esnasında yabancı erkeklerle bir arada olmaları ve birbirine karışmalarının (ıhtılat) haram oluşu,
4- Tesettürsüz ve ilgi çeken süs ve zinetleri ortaya çıkararak, yani erkeklerin şehvetini uyandıracak şekilde zinet ve zinet yerlerini, boya ve kokularını yabancılara göstermesi haram oluşu,
5- Kadınnnın bedeni (eller ve yüz hariç) bütünü avrettir. Kadın bir incidir korunması ve muhafaza altına alınmasısının elzem oluşu,
6- Kadının çocuklarının, ev ve eşinin işleri ile daima meşgul olma zorunluğu varki, bu işler kadının yaratılışına en uygun oluşudur.
İşte bütün bunlarla beraber kadının evinin dışında bir iş ve iş yerinde çalışmsı mümkün değildir. Dışarıda çalışmak, kazanmak ve eve bakmak erkeğin işi ve vazifesidir. Allah’u Teala buyuruyor: “Allah’
ın onlardan, kimini (erkekleri) kiminden (kadınlardan) üstün kılması ve malarından infak etmeleri sebebiyle, erkekler kadınlar üzeri hakimdirler.” (Nisa:34) Bu ayeti kerime ile, erkeklerin fıtraten, biyolojik üstünlükleri, diyer yandanda mallarından infak etmeleri, evlenirken kadına mehir vermeleri ve de aileni geçimini temin görevi ile yükümlü olmaları nedeniyle de kesbi üstünlüklerine binaen, erkekler, ailenin hakimi olarak beyan edilmiştir.
Yani: Erkekler, dışardan çalışıp kazanmak ve aileyi yönetmek bakımından kadınlara kaimdirler. Kadınlar da, ev içerisinde, erkeğin yönetimi altında; evin tedbir ve tan-ziminde görevlidirler. (Ruhul-Beyan:2/202, Kurtubi:5/169) Erkeğin kadının üzerindeki haki-miyet, itina gösterilmesi gerekli olan aile yuvasının yönetiminde, korunması, himayesi ve ailenin saygınlığının devamı açısından, aile içerisinde yapılan bir vezife taksimidir.Aile fert-lerinin şahsi ve hukuki hiçbir varlığı ortadan kaldırmayan bir başkanlıktır. Aynen; velinin ra’iyyesine kıyamı gibidir; Emretmek, nehyetmek, korumak ve muhafaza etmektir. Doğru yol-dan ayrıldığı zaman, düzeltmek ve terbiye etmek... sebebiyledir. Yoksa, sanıldığı gibi, kadının şahsiyetini yok eden, onu esir ve köle mesabesine indiren kahredici bir üstünlük değildir ve olamaz da... Kadınları ikinci sınıf olarak kabul etmek hiç değil... (el-Keşşaf Ve İbni-Kesir)
Zaruret neticesinde kadının evinin dışında çalışmasının dinen caiz olabilmesi için bir takım
şartlar vardır. Çükü, zarurutler dini bazı yasak hükümleri mübah kılar. Fakat, bu hüküm zaruret miktarınca geçerlidir. Zaruret ortadan kalkınca mubah ve caizlik de ortadan kalkar.

Bir kadının çalışmasını zaruri kılan şartlar ise:
1- Velisinin izni olacak. Zani: Bekarsa babasının, evli ise kocasının izni ve müsadesi olacak. Babası ve kocasının müsadesini alamayan kadın kattiyyen çalışamaz ve dinençalışması helal değildir. Zaten bu izide mübah olan iş ve işyeri içindir.
Örneğin: Kız çocuklarını okutmak için muallime, doğum ve benzeri şeyler için ebelik ve hemşirelik gibi.
2- Erkeklerle bir arada bulunmayacak ve hatta yabancı erkekle tenha bir yerde başbaşa kalmayacak, yani halvet olmayacak.
3- Tesettür yönünden açılıp-saçılmayacak, süslerini göstermeyecek, fitneye sebeb olacak her hangi durumda bulunmayacak, aşırı ziynet içinde bulunmayacak, koku, parfüm ve ayrıca boya sürünmeyecek.
4- Tüm bedenini örten ve şer’i şatlari içeren islami bir giysi ile kapali ve örtülü-tesettürlü olacak.
Soru: Eğer kadın evinin dışında bir iş ve işyerinde zaruret olmadan çalışırsa neleri kaybeder ?
Cevap:
1- Çocuklarını ihmal etmiş olur. Çocukların muhtaç oldukları anne şefkati, sevgisi ve terbiyesini yerine getiremez.
2- Günümüzde olduğu gibi, Haremlik-selamlık kalkar, kadın-erkek karışık bir arada bulunmaları ortaya çıkarki, bu haramdır. Yani haramı işlemiş olur. Kadının dinine, ahlakına, namus ve şerefine zarar verir. Arını-edebini kaybeder, kocasına ve ailesine karşı saygısını ve sevgisini kaybeder.
3- Yine günümüzde olduğu gibi, ekseri kadınlar tesettüre riayet etmez; süs ve zinetlerini göstermesini sever; koku sürünür ve makyajını yaparki, buda haramdır. Günahtır.Fitnedir.
4- Kadın çalışırsa kadınlık haysiyetini kaybeder, çocuklar anne sıcaklığını ve sevgisini kaybeder, aile düzeni bozulur ve yıkılır. O evde karşılıklı yardımlaşma azalır, huzur kaybolur.
5- Yaratılış gereği kadınlar süsü-zineti çok sever, altını-gümüşü süslü ve güzel elbiseleri çok sever. Dışarıda başka kadınlarda gördüğü zaman kıskanır ve oda almak ister.
Bu nedenle kazandığı parayı hep bunlara harcar. Allah ise, israf edenleri sevmez.
Çünkü, aşırı harcayanlar ve israf edenler şeytanın arkadaşlarıdır. Yani: Haybeden gelir, haybeye gider. Dünya ve ahirete hüsrana düşer.
KADININ İŞİ VE ÇALIŞMA ALANI
Kadının işi ve çalışma alanı evidir. Zira o, evinin çobanıdır. Çocuklarının mürebbiyesidir.
.Erkek kazanacak, kadın ev işlerini düzene koyacak. Çünkü, kadın kocasının evinin çobanıdır ve bundan sorumludur. Evinin muhafızı ve sahibesidir. İslam dininde kadının dışarı çıkması uygun görülmemiş ve evinde kalması emredilmiştir. Şöğleki, Kuran’
ı Kerimde Allah’u Teala şöğle buyuruyor: “Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk cahiliye devri
kadınlarının açılıp saçılarak, zinetlerini göstererek yürüyüşü gibi yürümeyin.
Namazı kılın, zekati verin, Allah’a ve rasulüne itaat edin.” (Ahzar: 33)
Bir kadının Allah’a en yakın olduğu yer evidir. Müslüman kadının yaşam boyunca en büyük kazancı, evinde oturması, rabbine kulluk etmesi ve kocasına itaat etmesidir. Allah’
ın rızasını ve cennetini bu yolla kazanmak mümkündür.
Hz. Ali hanımı Fatıma’ya şöğle dedi: Ey Fatıma! Kadın için en hayırlı şey nedir? Fatıma cevaben dediki: Kadının erkekleri görmemesi, erkeklerinde kadınları görmemesidir. Ve yine Hz.Ali Müslümanlara şöğle diyordu: Sizden biri hanımmını kendi haline bırakıyor, o da erkeklerin arasına çıkıyor, o erkeklere bakıyor ve erkeklerde ona bakıyor. Siz bu halinizden hiç utanmıyor ve hanımlarınızı kıskanmıyormusunuz? Buna nasıl rıza gösteriyorsunuz?
Allah Müslüman kadına evinde otur diyor, sen ise ey müslüman kadın! Dışarı çıkıyor, evinin dışında çalışıyor, erkeklerle bir arada bulunuyor, konuşuyor ve medeniyettir, ayıplarlar diye yabancı erkeklerle tokalaşıyorsun; Tesettüre riayet etmiyorsun, namazı terk ediyorsun. Bu hallerin Allah ve Rasulüne isyan değilmi? Bak ve tekrar ve tekrar oku, ne diyor Hz.Allah: “ Allah ve Rasulü bir işe hüküm vediği zaman, inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzar. 36)
Bu “Fetva” Allah’a ve Resulüne inanmış ve bende Müslümanım diyen mü’min erkek ve mü’mine kadınlar için verilmiştir. Bu nedenle hemen ifade edeyimki, inananlar bu fetvaya itiraz etmezler ve derhal teslim olurlar. Fakat inanmayanlara bir sözümüz yok. Çünkü onlar, Allah’
ı rab ,Hz. Muhammed’i Peygamber ve Kur’anı kerimi kitap olarak kabul etmemişlerdir. Zira onları dinin emir ve yasaklarından enterese eden tarafları yoktur. Evvela onların iman etmeleri lazımdır.
Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Buyuruyorki: bir müslüman kadın,
1- Baş vakit namazı kıldığı zaman,
2- Ramazanda orucu tuttuğu zaman,
3- İffet ve namusunu koruduğu zaman,
4- ve kocasına itaat ettiği zaman, Rabbinin cennetine girmiştir.
Ve yine Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorki: Her hangi bir kadın, kocası kendin-den memnun olarak öldüğü zaman, o kadın cennete girmiştir. ( Bu iki hadisi “
İhya” kitabından alınmıştır).
        KADIN VE ERKEĞİN BİRBİRLRİNE KARŞI

              VAZİFELERİNİN BEYANI
Erkeğin Hanımına Karşı Vazifeleri:
1- Cimrilik yapmadan ve israfa kaçmadan hanımının nafakasını temin etmesi. Yani, yeme-içme, giyim-kuşam ve barınacakları yeri hazırlaması.
2- Eğer birden fazla hanımı varsa, aralarında adil davranması ve yakınları arasında eşit davranması.
3- Hanımından uzun zaman uzak kalmaması, hanımına eziyet verecek yersiz hal ve hareketlerden uzak kalması, ortada meşru bir sebeb yok iken, erkeğin evinin dışında herhangi bir yerde gecelemesi, geç saatlere kadar hanımını evde yalnız bırakmaması,
4- Sürekli beraber yaşamaları mümkün olmadığı halde sırf kadına işkence yapmak için nikahı altında tutmak.
5- İyi ve güzel şeylere irşat etmesi, teşvik etmesi ve ayrıca kötü işlerden ve kötü yerlerden hanımını uzak tutması.
6- Hanımına dinen zaruri olanları öğretmesi. Örneğin: Namaz ve diyer ibadetler, hayız ve nifas gibi ... .
7- Hanımının sırlarını gizlemesi ve başkasına izhar etmemesi. İzzeti-nefsini yaralayacak ve kalbini kıracak ayıplarını sayıp ortaya dökmemesi ve yüzüne vurmaması.
8- İslamın bazı ve önemli prensiplerini öğretmesi. Örneğin: teberruc, sufür, ihtilat, mahrem ve nemahrem, haremlik ve selamlık gibi ... .
9- Erkek devamlı hanımına karşı gayur (kıskanç) olmalı ve kem gözlerden, namahrenden korumalı.
10- Münasip vakitlerde yakınlarını ziyaret etmesi için, hanımına izin vermesi; doğal ve meşru ziyaretlerine engel olmaması,
Kadının Kocasına Karşı Vazıfeleri:
1-Şer’i kanunlara ters düşmeyen her şeyde kocasina itaat etmesi.
2- Hayız, nifas ve bedeni bir hastalık söz konusu olmadığı müddetçe kocasının isteklerine icabet etmesi.
3- Kendisinin, evi ve çocuklarının temizliğine dikket etmesi. Her yönü ile tertemiz birhanım olması.
4- Kadının kendisini, kız-erkek çocuklarını ve namuslarını, kocasının malını ve gizli sırlarını muhafaza etmesi.
5- Evin idaresinde, çocuklarının terbiyesinde ve onların ahlaklı ve edepli yetiştirilmesinde kocasına destek vermesi.
6- Giyim-kuşam ve zinet eşyalarında aşırı isteklerde bulunmaması; Kocasını zor durum lara düşürmemesi.
7- Kocasının istemediği-hoşlanmadığı ve müsade etmediği kişileri eve almaması ve teşriki mesai kurmaması.
8- Kocasından izin ve müsade almadan evden dışarıya çıkmaması, her halukarda kocasını haberdar etmesi.
9- Tasada ve seviçte kocasına iştirak etmesi ve hiç bir zaman kocasını yalnız bırakmaması, dertleriyle dertlenmesi ve sevinçlere sevinmesi.
10-Devamlı kocasının rizasını kazanmaya çalışması. Kocasının amir kendisininde memur durumunda olduğunu aklından çıkarmamalı. Kocasının izni olmadan kocasının mülkiyetinden tasarrufatda bulunmaması, kocasının yakınlarına hürmet göstermesi ve onlara karşı saygısızlık etmemesi.
11- Kocasına karşı devamlı hayalı olması, saygılı ve edepli olması, kocasının konuşması esnasında süküt etmesi ve dinlemesi. Kocasını kızdıracak söz-fiil, hal ve haraketlerden uzak durması.
Karı-Kocanın karşılıklı her birinin dikkat etmesi ve yerine getirmesi gereken hususlar:
1- Bütün karşılıklı konuşmalar da ve sohbetlerde edebe riayet etmeleri, incitici ve çirkin konuşmalardan ve sözcüklerden kaçınmaları,
2-Her konuda birbirlerinin yardımına koşmaları, hastalık, bela ve musubet esnasında birbirinin elinden tutmaları, malda ve ailede vaki olan her şeyde birbirine destek vermeleri.
3- Birinin ahlak ve karekterindeki değişime (inhirafa) sabretmeli, düzeltme ve tedavi yoluna gitmeleri, hemen düşmanlığa, kavgaya ve ayrılığa teşebbüs etmemeleri ve her yönü ile sulh yolunu tutmaları ve barış içinde yaşamaları.
4- Meşru daire içerisinde sevinmeyi ve sevgiyi celb edecek bazı eylemlerde bulunmaları.
Örneğin: “Sen çok güzelsin. Sende şu ana kadar hep güzel şeyler buldum.Gül gibi kokuyorsun.” gibi karşılıklı sevgi ve saygı meydana getirecek söz ve eylemde bulunmaları.
Karı-Koca, adabı-muaşeret çerçevesi içerisinde karşılıklı hak ve hukuklarına dikkat ederlerse ve birbirlerine olan karşılıklı vazifeleri ihmal etmez yerine getirirlerse, özetle aile içerisinde şunları kazanırlar:
1- Karı-Koca, arasında muhabbet ve ülfet meydana gelirki, bu o evdeki huzur ve saadetin temel ve esasıdır.
2- Bedenin sıhhatli olmasına, her türlü ruhi bunalımlardan, sitreslerden uzak kalmasına, beyin ve kafa yorgunluğundan kurtulmasına, kalbin huzur ve sükün bulmasına , ayrıca evde ve bütün aile hayatında iktisadın hakim olmasına vesile olur.
3- Çocukların güzel yetişmesine, ahlaklı ve edepli olmasına, güzel ve yararlı davranışlar kazanmalarına vesile olur.
4- Aile için, akrabalar arasında hısımlığın ve sılai-rahmin devamına, birlikte tek vücut halinde yaşamalarına zemin hazırlar.
5- Yaşamları boyunca bütün işlerde birbirlerine yardımcı olmalarına vesile olur.
6- Bir ailenin huzuru demek, o milletin topyekün huzuru demektir. Buda İslam’
ın prensiplerine göre yaşamaya bağlıdır.
Mesut ve Bahtiyar Olabilmek İçin GençKadınlarımıza Tavsiyeler:
Ey Müslüman Kadın:
1- Her şeye besmele ile başla, abdessiz dolaşma.
2- Kocana karşı “SEN” diyerek sözlerine itiraz etme.
3- Daima tatlı ve güler yüz göster.
4- Kattiyyen münakaşaya girme.
5- Mühim bir arzun olduğu zaman münasip bir vakitte tatlı bir dille söyle.
6- Terbiyeni daima muhafaza et.
7- ihtiyaçların hepsini birden sıralama.
8- Asık suratlı olma, sakın küsme.
9- Herhangi bir kusur yaptığın zaman hemen özür dile.
10- Yapılacak şeyi söylemeden yapmaya çalış.
11- Başka erkekleri misal göstererek onu küçük düşürme.
12- Herhangi bir şeyi yerinde ve zamanında yapmaya çalış.
13- Kendinden nefret ettirecek hallere çok dikkat et ve itinalı davran.
14- Geçmiş teki hatalarını söğleyerek onu küçük düşürme.
15- Kocanın kederli anında, hoşuna gidecek şeylerle onu teselli et.
16- Şüphelenecek şeylere sık girip çıkma.
17- Zoruna gidecek şeyleri yüzüne vurma.
18- Kocandan habersiz birşey alma ve sırrını dışarıya çıkartma.
19- Kötü sözden, bedduadan ve dedikodudan kendini koru.
20- İmkan olduğu kadar izinsiz evden dışarıya çıkma.
21- Nefret ederek saadeti başka yerde arama.
22- Mal ve para çalma.
23- Müşteki olduğunu herkeze söğleme, sabrederek haline şükret.
24- Herşeyin iyi ve doğrusunu tercih etki, sonunda pişman olmayasın.
25- Kocanın veya babanın ne olursa olsun daima tasarruf cihetine dikkat, çocuklarıda böğle alıştır.
26- Kendini daima kapalı tutki, kıymetin çoğalsın.
27- Zamanını boş şeylerle öldürme.
28- Katiyyen başka erkeklerle laubali konuşma ve şaka yapma.
29- Her zaman her yerde cidiyetini muhafaza et.
30- Misafirlere karşı hizmette kusur etme.
31- Evinde ve dışarda kattiyyen yalan söğleme.
32- İbadetini noksansız yap ve gün doğmadan kocandan önca kalk.
33- Kayın babana ve kayın validene karşı hizmette kusur etme; dilinle ve halinle sevgilerini kazan. Onların duasını alırsan çok iyi olur.
34- Hak yolunda, evlatlarının uğrunda, kocanın hizmetinde hiç bir fedekarlıktan çekinme.Böyle yaparsan daima karlı sen çıkarsın.
35- Sen başkalarının dediğine bakma, başkalarına bakıp işini ayarlama, başkaları sana bakarak işlerini ayarlasınlar ki büyüklüğünü belli etmiş olursun.
36- Kendini haramlardan ve kötülüklerden koru.
37- Başkalarını taklit etme, tabii güzelliğini kaybetme.
38- Ahlakını koru ve seçkin (saliha) kişilerle haşir-neşir ol.
İSLAM’DA GEÇİMSİZ AİLENİN ISLAHI
1- Allah’
ın ismiyle nikahlanıp, birbirlerine helal olan karı kocanın İslam’i evlilik yapması Kuran’ın ölçüsüne göre olur. Böyle bir ailede yönetici, idareci, mali işler sorumlusu ve evin reisi erkektir. “Erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.” (Nur: 34)
2- İslam ailesindeki bu ev reisliği hususu, evin reisinde bulunan iki temel hususiyetten kaynaklanıyor.
a- Vehbi: Yaratılıştan Alllah’
ın erkeğe verdiği bazı hasletler. Erkeklerin akıl ve yönetme kabiliyetleri, temkinli olmaları, ağır başlı ve daha kuvvetli olmaları kadınlara göre fazladır ve bu doğuştan verilmiştir.
b- Kesbi: Kazanç temin etme hususu, evin tüm masraflarını takip etme görevi erkeğe aitir. İşte bu temel hususiyetler, erkekleri kadınlar üzerine hakim kılmıştır. (Nisa: 34)
3- İslam ailesinin temel taşlarından birisi olan kadının en güzel vasfı, gönülden kocasına itaat etmesi ve Allah’
ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zamanda koruması-dır.İyi kadınlar kocalarına İslam’ın ölçüleri istikametinde itaat ederler. Başlarında kocalarının bulunmadığı zamanlar da kocasının mal ve namusunu korurlar. Aile sırlarına sahip olurlar. Kocalarının meşru olan isteklerini geri çevirmezler. “ Adam, karısını yatağına davet ettiği zaman kadın gelmezde kocası ona kırgın olarak yatarsa, ta sabaha kadar o kadına melekler lanet eder.” (Müslim)
4- İslam ailesi hayatını normal devam ettirirken, tatlı ve güzel yaşayışın içerisinde iken, iki taraftan biri veya ikisi geçimsizliğin içine girerse, bu sefer durum ne olacak? İşte işin püf noktasına geldik. Aile içi bir geçimsizlik söz konusu oldu. Bu geçimsizlik:
a- Kadının geçimsizliği,
b- Erkeğin geçimsizliği,
5- İslam, kendisini kabul etmiş müntesiplerinin dertlerine çareler bulan, çözümler sunun bir nizamdır. Böyle bir sıkıntı içine girmiş karı kocayı İslam gibi bir din yüz üstü bırakmaz, ne yaparsanız yapın demez.! Peki ne der, hangi çareyi sunar? Bu önem arzeden hususu iki şıkta iki ana başlıkta cevaplandıracağız. Birisi kadının geçimsizliği söz konusu ise, o zaman erkeğin takip edeceği usül; geçim sizliği erkek başlatmışsa , kadının takip edeceği usül. Bu usülleri sunan ise alemlere rahmet olarak Hz. Muhammed’i gönderen yüce Alllah’tır.
6- A-Geçimsiz taraf kadın ise:
Nefse, şeytana veya insan şeytanlarına kanarak, serkeşlik yapan bir kadın nasıl düzelti-lecektir? Geçimsiz bir kadın, dır dır yapan çeneci ve geveze bir kadın, kocasına nankörlük yapmaya başlayan bir kadın, kocasını sudan bahanelerle üzen, rahatsız eden bir kadın, hasta kadındır. Bu hastaya lazım olan nazik ve merhametli ve mesleğinde uzman bir doktor. Bu doktor şu an için kendi kocasıdır. Kur’anı kerim şimdi kocayı karşısına alır ve hasta olan hanımına yapacağı müdahale şekillerini izah eder.
“ Hırçınlık, serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara:
a- Öğüt verin, nasihat edin,
b- Yataklarından ayrılın,
c- (Bunlarla yola gelmezlerse) dövün.” (Nisa: 34)
7-Geçimsiz bir kadına karşı, erkeğin yapacağı üç tane vazife var:
Birincisi: Öğüt vermektir. Erkek bu merhaledeki görevini iki şekilde yapar:
Ey Hatun; ben senin kocanım. Bu itaatsizliğine Allah (c.c.) razı değildir.Bu yaptıklarının hesabını allah (c.c.) senden sorar. Ateşte yanmayı istermisin? Bu kızgınlığın, bu serkeşliğin, İslam kadınına yakışmıyor... gibi. Veya:
Ey Hatun; Ben seni severim. Halada seviyorum. Hizmetlerimi yaptın, çocuklarıma baktın, namusumu ve evimi korudun, Sen kötü bir kadın olamazsın. Sevilgen ve iyi bir kadınsın. Bırak şu dik kafalılığı. O güzel ve tatlı hayata tekrar dönelim...gibi. Bu ikaz ve öğütlerden netice alamazsa.
İkincisi: yatağından ayrılmak. Bir kadının kocasına karşı kullanacağı en büyük silah onun kadınlığının cinsel yönüdür. Erkeğin o yöne mağlup olmasını her zaman bekler. Bu havasının inmesi ve dik başlılığının sona ermesi için erkek, kendisine silah olarak kullanılan bu cinsel tavra, daha sert bir silahla cevap verir. O da sırtını hanımına dönerek yatmasıdır... Kocasının sırtını dönerek yattığını gören kadın anlar ki, elinde koz olarak beklettiği silah işe yaramadı. İş ciddiyet arzediyor. Belkide geçimsizliğe son verecek... Erkeğin aynı yatakta yatıp, sırtını hanımınadönerek, kadının cinsiyet silahına karşı kullandığı boykot bir netıce vermezse.
Üçüncüsü: Dövmek. Erkeğin son yapacağı bir iş kaldı. Onu dövmek... Bir nevi psikolo-jik baskı diyebileceğimiz dövme işi, cahili sistemlerin anladığı manada değildir. Gerçekte kadınlarını dövenler, hep cahili sistemin varlığını kabul edendir. Gerçekte kadınlarını dövenler, hepcahili sistemin varlığını kabul edip Avrupavari evlenen ve Avrupa aile tipi olan kimselerdir.
Erkek hanımını dövecekse, ya dişini temizlediği misvakla veya yüzünü sildiği havlu ile dövebilir. Bunun haddini aşmak zulümdür. Yüzüne vuramaz ve aynı yere bir kaç defa üst üste de vuramaz. İşte İslam’
ım izin verdiği dövme işi budur. Sınırı aşanlar, mevzuumuzun dışıdadırlar.
8- Erkek, ailesinin geçimsizliğine son verdirmek için Kur’anın sunduğu hakkını kullandığı halde, neticeği elde edemedi. Şimdi ne olacak? Bu haliğle evliliğin devem etmesi sanki cehennem sıkıntısı gibi. Rabbimiz evin erkeğini yine yüz üstü bırakmıyor. İkinci merhaladeki görevi takdim ediyor.
9- “Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin ailesin-den bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin, Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allah (c.c.) onların arasını bulur.” (Nisa: 35)
Geçimsiz bir ailenin takip edeceği bu usulü bugünün müslümanı unutmuştur. Dikkat edelim, unutulan bir sünnet değil, Allah’
ın hükümlerinden bir hükümdür.
Geçimsizlik baş gösterdiğinde, ne yapılır cahili cemiyette? Kadın koltuğunun altına boh-çasını aldımı, soluğu ana-babasının yanında alır. Bumudur Müslümanlık? Tüm kainatın mese-lesine çözüm sunan yüce Allah (c.c.), bir erkekle bir kadının sıkıntısına çözüm gösteremezmi yani? İşte hakem meselesi... Erkek ve kadın tarafından, birer hakem tayin edilir. Bu hakemler erkek ve kadının akrabalarındandır. Çünkü onlar aile sırlarını tutarlar, geçimsizliklerinin altın-da yatan sebepleri daha iyi bilirler. Aynı zamanda bu ailenin dağılmasına değil, ayakta kalmasına can’ü gönülden isterler. Bu hakem heyeti niyetini barıştırmaya, uzlaştırmaya alırsa, Allah’da karı ve kocanın arasınnı bulacak bir zemin yaratır. Sonrada birbirlerini affeden ve seven bir aile tekrar hayata, İslami aile hayatına döner... Sözün özü budur.
10- b. Geçimsiz taraf erkek ise:
Öğle ya; hatayı kusuru hep kadında aramak kadına zulümdür. Şimdi geçimsiz taraf erkek, yani evin reisi. Peki ne olacak? Tabi kadın ve erkek üzerlerine düşenıi yapacak. Bu ge-
çimsizliğin sona erdirilmesinde büyük fedekarlık kadına düşmektedir. Niçin, çünkü emir böğ-le. “ Eğer bir kadın, kocasının serkeşliğinden, geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, barış yapıp, aralarını düzeltmelerinde ikisine de vebal yoktur. Sulh (barış) daha hayırlıdır.” (Nisa: 128)
Bir erkek ki kadına kötü davranıyor; kahrı ve zulmü çekilmez bir hale geldi kadın ne yapacak? Kadının kocası için yapacağı üç tane fedakarlık vardır.
1-Kendisine verilen mehir,
2-Nafaka,
3-Erkek biden fazla evli ise kadının sırası...
Böğle bir durumda olan kadın, kocasının huzurunda ona derki: Ey efendi, birbirimizle geçinip gidiyorduk. Huzurumuz bozuldu, iyi geçinmemiz hayal oldu. Benden ne istiyorsan iste, onu vereyim. Senden boşanmak istiyorum. İstersen bana taktir ettiğin mehri geri sana vereyim. Veya nafaka hususunda istediğini yapabilirsin. Eğer gözün evlendiğin ikinci veya üçüncü hanımlarındaysa, ziyani yok ben sıramı veriyorum. Yeter ki iki ayda bir gel, bunada razıyım...
11- Kadının, geçimsiz bir kocasına karşı sunduğu bu teklifleri yabana atmayınız. O bir robot değildir, serkeş olsa da merhameti, anlayışı vardır. Belki de bu tavrına karşı, hanımına sertliği bırakacak ve boşamıyacaktır. Üstelik bu usul, Kur’anın ortaya koyduğu usuldür. Neticesi çok hayır olan bir usuldür...
12- Feminizmi reddeden müslüman kadınlar, geçimsiz kocaya karşı alınacak tavırları sakın tenkid etmesinler. Bu hususun Kur’anla kayıt altına alınan bir husustur. Sonuç İslam’
ı hakkıyla yaşıyanlarındır.

MUSAFAHA-TOKALAŞMA
Cihan şamul İslam dini her konuya parmak basmıştır.
Bu nedenle Allah’u teala’nın emir ve yasakları, bir takım hikmetlere dayanmaktadır. Ayrıca, bu emir ve yasaklar insanların (kadın ve erkek olarak) menfaatı için konulmuştur. Öyle ise, bir insan kalkıp efendim bu zamanda böyle şeymi olur, yirminci asırda ve medeni dünyada yaşıyoruz. Diyemez ve böyle bir fikri ortaya atamaz. Atarsa dinden çıkar ve kafir olur. Çünkü, Allah her şeyi bilendir, geçmişi ve geleceği bilendir. Ona göre kanun koymuştur. Koyduğu kanunlar zamanla mukayyet değildir, b.lakis kıyamete kadar caridir ve her asırda geçerlidir, velevki, yüzyirminci asır dahi olsa.
İşte, bu açıdan girerek diyoruzki, kadın-erkek ihtılatı (birbirine karışması, beraber oturması, mahrem ve nahmahrem hudurlarına riayet etmemesi, haremlik ve selamlık esaslarını hiçe sayması, birbirlerine nikahı düşenlerin musafa etmesi-tokalaşması, binbir çeşit fitnelere sebeb olmaktadır. Yuvalar yıkılmaktadır. Ansızın boşanmalara neden olmaktadır. Cemiyetin ahlak ve karekterini tarumar etmektedir. Din, namus, haya, edep ve iffeti hak ile yeksan etmektedir. Yaşadığımız ortam ve toplum meydandadır, meseleyi uzatmaya gerek yoktur. Kişi, tek başına evinde bulunan hanımın evine girmediği gibi, kendisine nikahı düşen bir hanımın elini sıkamaz ve tokaşalamaz. Vehakeza hoşgeldiniz diye, birbirinin elinede el tutamazlar. Çünkü Resulüllah (sa) kadınlarla biat ettiği zaman, ellerini tutmazdı, ancak sözle biat ederdi. Hz. Aişe validemiz (ra) buyuruyor: “ Allah’a yemin ederim ki, Resulüllah’
ın mübarek eli kadının eline, kadının eli de onun mübarek eline değmezdi. O, ancak onlarla sözle biat ederdi.” (B.)
Rakika kızı Umeyye (ra) buyuruyor: “ Ensar kadınlardan bir grup ile Resulüllah’a biat için geldik, Ey Allah’
ın Resulü! Allah’a ortak koşmamak, çalmamak, zina,etmemek, iftira etmemek ve iyilikte sana isyan etmemek için biat etmeye geldik, dedik.” Bunun üzerine Resulüllah (s.a.): Gücünüz ve takatınız nispetinde söz veriniz, buyurdu. Bizler: Allah ve onun Resulü, bizi bizden daha iyi düşünmektedirler. Öyle ise Allah’ın Resulü elini uzat da sana biat edelim.” Dedikten sonra Resulüllah:
“Ben, kadınların elini tutmam, yüz kadına olan sözüm bir kadına olan sözüm gibidir.” buyurdu. (İbni-Mece, Nesai, Fethül-Kadır’in tekmile)
Mevzuumuzu iki hadis meali ile noktalayalım:
“Aralarında şer’i bir bağ bulunmadığı halde bir hanımın elini sıkan (musafaha eden) bir kimse için, kıyamet gününde elinin üzerine bir kor konulmuş olacaktır.” (Kethül-Kadir)
“Bu günden sonra (yani bu günden itibaren) hiç bir erkek yanında bir veya iki kişi olmaksızın kocası evde olmayam ve tek başına bulunan bir hanımın yanına girmesin. (çünkü böyle bir girişte fitne tehlikesi vardır, Allah (c.c.) korusun). (Müslim)
Mehmet Akif’den:
Ailede inkılap olsun deyen me’yus olur.
Başka bir şey kazanmaz, sadece deyyus olur.
İSLAM’DA ÖRTÜNME EMRİ
Her dinin ve her sistemin bazı alemet ve şiarı olduğu gibi İslam’
ım da alametleri ve şiarları vardır. İşte İslam’ın şiarlarından birisi tesettür yani avret yerlerinin örtünmesidir. Tanımadığımız herhangi bir toplumda erkeklerin sarıklı kadınların inancımız doğrultusunda örtülü olduğunu gördüğümüz zaman o toplum ‘İSLAM” (Müslüman)adını koyarız. Bizi bu yargıya götüren şey, Tesettürün İslam alameti oluşudur.
Örtünme insan için bir ihtiyaçtır. Allah (c.c.) diğer mahlukatı sıcak ve soğuktan korunmaları için tüylü, kokulu vb. Olarak yaratmıştır. İnsana gelince onun yaratılış unsurları içerisinde böğle bir parça yoktur. O parça hayvanlar için aynı zamanda bir süs vazifisi görmektedir.Allah’u Teala, bu eksikliği insanlarca örtünmek suretiğle giderilmesini murad etmiştir. Örtünme gerçekten insan için bir ihtiyaçtır. İşte buradan haraketle diyebiliyoruz ki insanla hayvanı ayıran özelliklerden birisi örtünmedir.
Ayrıca örtünme edep gereğidir. İnsandaki ahlak güzelliği, edep ve utanma duygusu insanı ortünmeye zorlar. İşte bu özellikte hayvalarda yoktur.
Yukarıda arzettiğim hususlardan anlıyoruzki örtünme insan olmanın gereğidir. Hayvan örtünmez, insan örtünür. Bu özelliklerini kaybedenler, çırılçıplak olmayı ayıp gömeyenler, insanlık kaide ve prensipleri dışına çıkmış ve behimileşmişlerdir. Bu behimileşmeyi tarih dilimleri içerisinde müşahade etmekteyiz.
KUR’AN VE SÜNNET’DE ÖRTÜNME
Mukaddes Kitabımız Kur’an ve Peygamberimiz (asv.)’in öğrettikleri olan sünnette örtünmeye özel dikkat çekilmiş ve icrası konusunda titizlik gösterilmiştir. Yorumları sonraya bırakarak bu desturlardan bir kısmını sunalım: “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle! Cilbablarından (baştan aşağıya örten elbiselerinden) giyip örtünsünler.” (Ahzar: 59) “Mümin kadılarada söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını korusunlar, zinetlerini göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri (el ve yüz) olanlar hariçtir. Başörtülerini yaka ve (göğüslerinin) üzerine doğru örtsünler.” (Nur: 31)
Hz. Peygamberin baldızı ve hz. Ebu Bekir’in kızı Esma, Peygamberimizin yanına ince elbiselerle girdi de Peygamberimiz ondan yüzünü çevirdi ve “Ey Esma, kadın buluğa erince (yüz ve eline işaretle) şuralar hariç ondan bir şeyin görünmesi doğru değildir.”buyurdu.
Hz. Aişe ve Hz. Ümmü Seleme annelerimiz anlatıyor: “Allah (c.c.) muhacir kadınlara merhamet etsin. Hicap (örtünme 9 ayeti inince (fazla) eteklerini yırttılar ve onunla başlarını örttüler. Bu ayetin inişinden sonra Medine’de kadınların başlarında sanki kargalar vardı.”
Resulüllah buyuruyor: “Cehennemliklerden gömediğim (zamanına yetişemediğim) iki sınıf vardı. Biri yanlarında sığır kuyrukları gibi kamlar olup onula insanları döven bir kavim, diğeri giyili olduğu halde çıplak (dar ve şeffaf elbise giymiş) salınarak yürüyen, kırıtkan, başları sarkmış deve hörgücü gibi (yapılmış) kadınlar.Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu dahi alamıyacaklardır. Halbuki cennetin kokusu ta uzak mesafelerden duyulur.” (Tergib)
Biraz daha açarsak: Tesettür kelimesi lugatta: “örtünme, gizlenme, saklanma ve kapanma” manalarına gelen arapça bir kelimedir. (Develioğlu) İslam ıstılahında ise, şeriatın tayin ettiği çerçeve dairesince vücudu kapatmak ve örtmek demektir. İslam’
ın Mekke döneminde tesettür ayeti nazil olmamış, müslüman kadınlar örtünmeye pek riayet etmezlerdi. Cahiliye kadını “ şimdikilerin ilericilik diye nitelendirdikleri şekilde” erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde, göze kırparak, açık saçık dışarlarda gezerlerdi. İçlerinde soyunarak sokağa çıkarak zelil olanlarda dahi bulunurdu. Görüldüğü gibi şimdiki “kadın hürriyeti” diye avaz avaz bağıranların yaptıkları ve yapmak istedikleri ilericilek, yükselmek değil, bilakis 1500 küsür sene geriye taklit etmek ve alçalmaktır.
Örtünme emri Hendek savaşında, şevval ayında inzal buyrulmuştur. Peygamberimize nazil olan ayeti kerimede Rabbimiz şöğle buyurmuştur: Ey Peygamber ! Zevcelerine, kızlarına ve bütün mümin kadınlara söyle cilbablarını üzerlerine sıkı sıksı örtsünler. “ (Ahzar: 59) Dolayısıyla ayeti kerimede örtünme emri “ şimdiki beyinsizlerin iddia ettiği gibi” sadece Peygamber hanımlarına has değil, tüm mümine kadınlarına şamildir.
Ayeti kerimede geçen “Cilbab” baştan aşşağı örten çarşaf, ferace, çar gibi dış giysinin adıdır. Kadının elbisesinin üstünü örten elbisidir. Baştan aşşağı örten örtüdür. Çarşaf ve peçete manasınadır.
Cilbabla örtmek tabirinde iki vecih vardır. Birisi, cilbablardan birisiğle bütün bedeni sıkıca örtmek, diğeri de bir cilbabın iki tarafığla kaşından yüzünü örtmek ile olur. Bu beyandada iki suret vardır:
1- Kaşlarına kadar başını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. Elmalı merhum şöyle der: Bizler yetiştiyimiz zaman memleketimizde annelerimizin tesettür tarzı bu idi.
2- Alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikiside açık kalsa bile yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmak, “13010 da İstanbul’a geldiğim zaman İstambul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla, tesettür tarzları da bu idi.” (Hak Din’i Kur’an Dili Elmalı Handi Yazar: C:6 Sh.3927) Ve işte bundan (1420) çok değil 110 sene kadar önceki annelerimizin durumu. Aman Allah’
ım bu ne büyük mukaddesattan, öz benlikten, geçmişten kopuş...
Bu ayetin tevsirinde Ebu Bekir el-Cessas şöyle diyor: “Bu ayeti kerime ile, mümine kadınlara, yabancı erkeklerden çarşafla gizlenilmesi emr olunmuştur.” Kadı Beydavi: “
İhtiyaçları için sokağa çıktıkları zaman çarşafları giyerek, başlarını, yüzlerini ve vücutlarını koruyacaklardır.” Buyuruyor. (Fıkhi Meseleler Y.K. C:1 Sh:123)
Tesettürle ilgili bir diğer ayeti kerimede, Hz. Ömer (r.a.)’
ın: “Kadınlara nur süresiini öğretiniz.” buyurduğu, Nur süresinin 31.ayeti kerimesinin manasını geçen sahifelerde verdik. Hatılama !!!
O halde bu (31. Ayette beyan edildiği gibi) zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca bunların mahalli olan bedeni açmak haydi haydi yasaklanmış olur. Yani bedenleri açmak şöyle dursun, üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar.
Bir kısım alimler burada zinetten murat zinetin yeri olduğunu söylemişlerki yüz, sürme ve sürgü mevki, baş tac mevki, saç örgü ve büklüm mevki, kulaklar küpe mevki, boyun ve sine gerdanlık yeri, el yüzük ve kına mevki bilekler bilezik, bazular bazubend mevki, baldırlar halhal mevki, ayaklarda eller gibi kına mevkiidir. Bunlardan geri kalan vücut kısımları esasen açılmaz.
Bazılarıda şu manayı vermişlerdir: Kadınlar, yaratılışta zinetleri demek olan bedenleri-nin hiç bir tarafını açmasınlar. En doğru ve meşhur görüş ise, zinet mefhumunun bedene ve süs eşyalarına şamil olduğudur. Bunlarda şüphe yoktur. “Bulardan görünen kısım müstesna; bunlar dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Zira örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. (H.B.Çantay, C:2 Sh.633)
MÜSLÜMAN KADININ BAŞINI ÖRTMESİ
Allah Teala müslüman kadınlara erkeklerden farklı bazı mükellefiyetler yüklemiştir. Çünkü kadının fiziki özellikleri ve fıtri güzellikleri, onun hakında koruyucu tedbirleri getirilmesini zaruri kılmaktadır. Bu maksatla kadının namaz içirisinde ve dışında “başını Örtme” mecburiyeti yüklenmiştir.
Cahiliye devrinin kadınları, başlarını tamamen açık tutmuyorlardı. Ancak örtünün uçlarınnı ense kısmında toplayıparkaya salıyorlardı. Bu tarz bir örtünme ile kulaklar, boyun ve gerdan açıkta kalmaktaydı. C. Hak, adet kabilinden olan bu örtmeyi, geride geçen Nur süresinin 31. Ayeti kerimesi ile tesettürün enkamil şekline yükseltmiştir.
Ayeti kerimenin hükmünü, Asr-ı Saadette uygulanan tesettür şekline ve emri-ilahideki ince hikmetleri ihatalı olarak kavrayamayan veya bu hükme temelden karşı çıkan bazı kimseler, “ Kur’anı kerimde kadının baş ve saçlarının örtüleceğine dair bir hüküm yoktur.” diyerek İslam’a aykırı idiada bulunmaktadırlar. Örneğin. Y.N.Öztürk ve K. Hatemi gibi.
Arap lisanının kelime hazinesi çok zengindir. Bundan dolayı pek çok şeyin müstakil adı vardır. Hatta pek çok şeyin birden fazla ismi bulunmaktadır. Kadınların baş örtmekte kullandıkları şeylerin de büyüklük ve küçüklüklerine, kumaşın hammaddesine ve dokunuş özelleğine göre ayrı ayrı isimleri vardır. Şöyleki:
a) Himar: Kadının başına örtüğü yaşmak veya elbise nevinden olup da baş örtmekte kullanılan eşya. Diyer ifade ile himar, erkekten ayırt edilecek şekilde, kadının örtünmede kullandığı şeyin ismi olmaktadır.
b) Cilbab: Himardan daha geniş bir baş örtüsü olup, tepeden tırnağa kadar vücudu kapatan ve sokağa çıkarken kullanılan bir örtüdür.
c) Gifar: Bu isimle anılan bir örtü, “Himar” kelimesi ile aynı manada kullanılmaktadır.
d) Miknaa: Mutlak manada bir baş örtüsüdür.
e) Miknaadan daha geniş bulunan baş örtüsüdür. (Kaynaklar: Tertibi-Muarrib, Elmalı Tevsiri, Mecum-ül Elfaz, Müfredet-er Rağıb, Lehcet-ül Luğat ve Ahireti Kebir)
Bu isimlerden biri gerek ayeti kerime ve hadisi şeriflerde, gerekse diyer ibarelerde görüldüğü zaman, başkaca ifade ve karineye ihtiyaç duyulmadan, başın örtülmesi anlaşılmalı, daha sonra örtünün hususiyetine göre tamamlayıcı diğer manalar düşünülmelidir. “Çorap” denildiği zaman nasıl “Eldiven” manası çıkarmıyorsak, bu kelimelerden birini gördüyü-müzde de, “Omuz üzerine örtülen şal” manası çıkaramayız. Zira her lafız, belirli bir mana hizasına konolmuş bulunmaktadır.
Peygamberimizin Tarifi:
Sure-i Nur’un bir ayeti ile emredilen tesettür: “Kadınlar saçlarını, boyunlarını, kulaklarını ve sinelerini (Göğüslerini) açık tutmayıp başlarını sımsıkı örtsünler.” şeklinde ihatalı bir mana taşımaktadır. Bu sebeble, baş örtmede kullanılacak şeyin, altını göstermeyecek kalınlıkta ve genişlikte olması gerekmektedir. Allah Tealanın emirlerini en iyi anlayan Resulüllah (s.a.v.); zevcelerine, kızlarına ve ümmetinin kadınlarına baş örtmenin nasıl olacağını açık ve seçik olarak tarif etmiş, onlarda aynen uygulamışlardır. (Elmalı ve İbni Kesir)
FIKHİ HÜKÜMLERİN KAYNAĞI
Yüce dinimizin kadınlarla ilgili bulunan bu emri, namaz vakitleri ile sınırlandırılmış değildir. Allah’
ın huzurunda örtülen başın, insanların karşısında açılması için müsaade aramak, hem sarih ayet ve hadis hükümlerine hem de akli hikmete aykırı bir davranış olur. Bu ciheti gün ışığına çıkaran bir hadisi şerif ile mevzumuzu belgelendirmek istiyoruz. Abdurrahman Bin Ebi Berk’in kızı Hafsa, Halası Hz. Aişe’nin ziyaretine gelmişti. Başındaki yaşmak ince olduğu için saçları belli oluyordu. Bu hali gören Hz. Aişe (r.a.) hemen kalktı ve yeğeninin başındaki bezi alıp yırttı. Daha sonra ona altını göstermeyen bir baş örtüsü hediye etti. (Tefsiri Kutubi C:12 Sh:230)
Bir an için bu delillerin bulunmadığını düşünelim ve “Kur’anı kerimde kadınların başları örtülecek diye bir hüküm yoktur” iddiasının ne derece ilmi kıymetten uzak bulunduğunu inceleyelim. Kur’anı kerimde bulunmayan bir hususu İslam dininde yok saymak, inkarcılıktan kaynaklanmıyorsa, dini mevzuları ihatalı olarak bilmemekten doğar. Zira fıkhi hükümlerin kaynağı bulunan “Edille-i Erbaa” kitap, sünnet, icmai-ümmet ve kıyas-ı fukahadan meydana gelmektedir. Bu itibarla ayeti kerimelerde bulamadığımız bir hükmü, hadisi şeriflerde araştırırız. Oradada bulamayacak olursak, diğer iki kaynaktan tespite çalışırız.
Tesettür meselesi, akademik bir mevzudur. İslami ilimlerde enine boyuna ve derinliğine ihtisası bulunmayan kimselerin bu gibi hassas mevzularda fikir beyanından sakınması lazımdır. Zira bu gibi mühim meselelerin halli, sun’i cesaret değil, ilmi direyet istemektedir.
Özetlersek:
Tevsir, hadis ve fikıh kaynaklarında ayet ve hadislere dayanarak çıkarılmış olan hüküm-leri şöyle özetleyebiliriz:
Erkeğin avret mahalli göbek ve diz kapağı arasıdır. Diz kapağının kendiside Hanifilere göre avrettendir. Dolayısıyla erkek, gerek kadın olsun başkalarının yanında bundan fazlasını açamaz. Başka kadınların yanında bu kadar açabilmesi de fitne ihtimali olmama ile kayıtlıdır.
Fitne ihtimali varsa yabancı kadınların böyle bir erkeğe bakması ve erkeğin kendisini götermesi caiz değildir.
Kadının kadına karşı avret mahalli de erkeklerinki gibidir. Yani kadın, başka kadınlara göbek-dizkapağı arası hariç diğer yerlerini göstere bilir. Ancak o başka kadınlar ahlaken düşük, her gördüğünü sağda solda anlatan cincten ise, onların yanında kadının açılması caiz deildir. Ayrıca kadın, göbek-diz kapağı arasını başka kadınlara gösteremez. Bunların çok yakın akraba olması durumu değiştirmez. Ancak doğum ve tedavi gibi zaruri durumlarda buralar. Kadınlara açılabilir.
Karı- Koca birbirlerine her tarafını gösterebilirler. Kaynaklarımız bunun caiz olduğunu kaydetmekle beraber edebin unutulmaması ve edepli hareket edilmesi tavsiyesinde bulunmayı ihmal etmemiştir.
Kadın yabancı erkeklere karşı tümden mahremdir ve avrettir. Yani kadın yabancı erkeklere karşı her tarafını örtecektir. Bunun istisnası olup olmadığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Hanefi ve Malikilerde kadın yüz ce ellerini yabancı erkeklerin yanında açabilir. Bu hüküm için yukarıda özetlediğimiz, ek hadisi ve ihramlı kadınların yüzlerini açmak zorunda olmaları hususunda delil getirirler. Fakat diğer iki mezheb hadisin sıhhatine itiraz ederek ve ihramı da özel sayarak tüm bedenin örtülmesi gerektiğini söylerler.
Kadın kendisine mahren olan yani kendisiyle evlenmesi ebediyyen yasak olan baba, kardeş, yeğen, oğul... gibi bir erkeğin başını, boynunu, kollarını, diz kapağından aşağısını gösterebilir, kendileriyle başbaşa kalabilir. Bir fitne olmaması şartını tekrar hatırlatalım.
Tesettür denince bir önceki mesele yani kadının yabancı erkeklere karşı örtünmesi husu-su ön planda akla gelir. Kur’anı kerimde malumdur ki kadınların zinetlerini göstermemeleri ve cilbab denilen örtü ile örtünmeleri emredilmiştir. Cilbab, baş örtüsünü de örtüp sadece gözlerin açık kaldığı ve aşağıya doğru sarkan örtüdür.
Buna göre baş örtüsü ve pardesü örtü olabilir fetva ve ruhsat noktasında bunu diyebiliriz, ama cilbapdır diyemeyiz. Bunlar dışarı çıkarken yüzlarini de büyük ölçüde örten ikinci bir büyük baş örtüsü kullanırlarsa bu örtü cilbabın yerini tutabilir. Yani baş örtü, manto ve başörtünün üzerinden gözler hariç baş ve yüzü örten, omuz ve göğüslerden aşağı doğru sarkan bir başka atkı vb. Cilbab emrini gerçekleştirebilir. Bugün, çarşaf ve abaye benzeri dışarı elbisenin ideal giysi olduğunu tekrar hatırlatırım.
Pardüse veya bürgü gibi dışarı elbiselerin altından, ayak bileklerini örtmesi için koyu renk çorap yerine uygun don veya pantolonu daha uygun buluyoruz. Böylece vasıtaya binerken ayak bileklerinin hatları belli olmayacak şekilde örtümesi ve açılmamasını sağlamış olur.
Yukarıda tesettürle ilgili hükümleri özetle naklettik. Ayet ve hadiste açıkça görülüyorki örtünme emri mutlak, net ve kesindir. Aksini savunmak zınnen başka bir din aramak manasınadır. Çağdaşlık adına ortaya çıkan sözüm ona insan müsveddeleri ne derse desin, hakikat budur.
İslam, mutlak suretle örtünmeyi emretmiştir, ancak bunun için belli bir şekil belirleme-miştir. Mesela kadına tepeden tırnağa örtümeyi emretmiş fakat şu elbiseyi giyeceksin deme-miş, örtünmüş olmak kaydıyla elbise seçim ve şeklini kişiye ve örfe bırakmıştır.Bu bakımdan, bürgü, atkı, abaye ve çarşaf... İslam’a uygun kıyafetlerdir. Tarih dilimleri içerisinde yüzün peçe ile örtünmesi meselesi, cilbab emrini farklı biçimde uygulama isteğinden kaynaklanmış olabilir.
Kadın saçının kısmen dahi olsa gösterilebileceği kaynaklarımızda yoktur. Saçtan öte yüzün bile gösterilip gösterilemeyeceği münakaşa edilmiştir. Şu durumda saçların kapanacağı ittifakla söylenmiştir. Namaz kılarken veya Kur’an okurken veya okunurken başın örtülmesi, sair durumlarda açılması İslamda olmayan bir anlayıştır. Bu uygulamayı kısmen modern ama maneviyata da saygılı çerçevelerde görüyoruz. Onları ikazla diyoruz ki kadın sadece Namaz veya Kur’an okumak ve dinlemek için örtünmez, yabancı erkeklere karşı da her zaman örtünür.
“
İslam’daki örtünme hür kadınları cariyeden ayırmak yada temizlik için emredilmiştir. Dolayısıyla ortamımız için böyle bir örtünme emri yoktu” demek, Allah’a iftira etmektir. Aynı zamanda reddetmek demektir.
Müslim gayr-ı müslim herkes bilmelidir ki, Allah’
ın gösterdiği yoldan başka kurtuluş ve saadet yolu yoktur. Emir ve yasakların tümü bizlere rahmettir
MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜSÜ VE BAŞÖRTÜSÜ
1- Örtü: Allah ve Resulü için taattır.
2- Örtü: İmandır, inanmaktır.
3- Örtü: Temizliktir, zarafettir.
4- Örtü: Namus ve iffettir.
5- Örtü: Setri-avrettir, kapanmaktır.
6- Örtü: Hayadır, utanmaktır.
7- Örtü: Ailesini kıskanmaya en münasip olandır.
8- Örtü: Cin ve insan şeytanlarını çileden çıkarmaktır.
9- Örtü: Irz ve namusu himayedir.
10- Örtü: Fitnelerden-Fesatlardan emin olmaktır.
11- Örtü: İlahi cezalardan necattır, kurtuluştur.
12- Örtü: Müslüman kadınla diğer kadınlarını birbirinden ayımaktır.
TEBERRÜC – AÇIK SAÇIKLIK – ÖRTÜSÜZLÜK
1- Teberrüc: Allah ve Resulüne isyandır.
2- Teberrüc: Helak edici büyük günahlardandır.
3- Teberrüc: Laneti Celb eder, rahmeti-ilahiden kovulmaya sebebtir.
4- Teberrüc: Cehennemliklerin sıfatlarındandır.
5- Teberrüc: Kıyamet gününde zulmet ve karanlıktır.
6- Teberrüc: Nifaktır, münafıklık alametlerindendir.
7- Teberrüc: Fahişelik, aşırılık ve edepsizliktir.
8- Teberrüc: Harem-i ismeti parçalar, rezilü-rüsvay eder.
9- Teberrüc: Şeytanın sünneti ve yoludur.
10- Teberrüc: Yahudi ve Hristiyanların sünnet ve adetleridendir.
11- Teberrüc: Kokuşmuş cahiliyye alametidir, adetidir.
12- Teberrüc: Hayvanlaşmadır, gericiliktir, geriye gitmektir, tedenni etmektir, körükörüne taklittir.
13- Teberrüc: Son derece yaygın şerlerin kapısını açmaktır.
14- Teberrüc: Fitnedir.
15- Teberrüc: Gayret ve kıskançlığın idamına sebebtir.
16- Teberrüc. Haya ve iffetin izmihlalına sebebtir.
17- Teberrüc: Bir çok cürüm ve suçların işlenmesine, erkeklerin ahlakının bozulmasına sebebtir.
18- Teberrüc: Zina ve zinaya giden yoların yaygınlaşmasına ve evlilikten uzaklaşmaya sebebtir.
19- Teberrüc: Aile bağlarının kopmasına, aile bireylerinin birbirlerine karşı güvenin kaybolmasına sebebtir.
20- Teberrüc: Göz zinasının günahlarına kolaylıktır.
21- Teberrüc: Bir çok hastalıkların yayılmasına sebebtir.
22- Teberrüc: İlahi ikab ve cezaların inmesine sebebtir.
23- Teberrüc. Temelde kadına yapılan en büyük kötülüktür.
24- Teberrüc Kadının şeref ve kerametini heder etmektir.
25- Teberrüc: Küfre düşmeye ve cehenneme aday olmaya yol açar.
Örtünmenin Fazileti Hakkında Geride Geçen Delillerin Özeti
1- Örtü: Mümine kadınların hepsinin üzerine, kesin ve net bir şekilde şer’i vecibedir, farzdır.
2- Peygamberimizin temiz hanımları ve kızları inanan kadınlar için en güzel örnektir.
3- Şer’i örtünün, bütün bedeni, iç elbiseyi ve süsleri örtmesi gereklidir.
4- Örtü: Müslüman kadına zorluk çıkarmak için değil, onun şerefini yükseltmek ve ona ikram etmek için farz kılınmıştır.
5- Şer’i örtü ile örtünmek fuhşiyatın, çirkin yaşamın fitne ve fesadın yayılmasından kadını ve toplumu korumak ve himaye altına almaktır.
6- Müslüman kadının süslerini izhar edip ortaya koyması caiz değildir. Ancak kocası ve yakın mahremleri yanında, bu hal müstesnadır.
7- Müslüman kadına, yabancılar muttali olmasınlar diye, göğüslerini, gerdanlarını, ve başını örtmesi farzdır.
8- Şehevi ve cinsel işleri bilmeyen küçük çocukların, kadınlarının yanına girmelerine bir mania yoktur.
9- Fitne tohumlarını ekmek, erkeklerin nazarlarını çekecek birşey yapmak müslüman kadına haramdır.
10- Müslüman kadın ve erkek hepsinin tevbe ve inabe ile Allah’a (c.c.) dönmeleri ve İslamın adabına temessük etmeleri gerekir.
11- İslamın ortaya koyduyu içtimai edep ve inabe ile Allah’a (c.c.) dönmeleri ve islamın adabına tenessük etmeleri gerekir.
12- Kadına bakmak zinanın elçisidir, fuhuşun öncüsüdür. Müslümanlara yakışan yabancı kadına bakmamaktır.
13- Harem ve selamlığa önem vermemek vahim olaylara yol açar.
14- Musafaha-tokalaşmak günah ateşinin yanmasına bir kıvılcımdır.
15- Örtü, İslami toplumun güçlendiğinin işaretidir.

TESETTÜRE KARŞI ÇIKANLARIN DİNEN DURUMU
Buraya kadar izah ettiğimiz gibi, tesettürün varlığı ayeti kerime, hadisi şerif ve icmai-ümmet ile sabit olmuş bir husustur. Bu emre karşı çıkmak iki türlü olabilir.
a-Sözlü,
b-Fiili karşı çıkmaktır.
a-Sözlü Karşı Çıkmak:
İslamın keyfiyet ve örtünme sahasında bazı prensipler koyduğunu , bu konuda kendisine has bir sistem getirdiğini kabul etmeyen kimse, kafir duru-muna düşer. Böylesi, Kur’anı kerimde konu ile alakalı ayetleri kökünden reddediyor, yani “Bu ifadeler Kur’andan değildir, bunlar ayet değildir.” diyorsa... Kitab’
ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmadığı için elbette kafirliğe düşecektir.
Dinimizin tesettür emrini inkar edenkimse, kıyafet ve tesettür ayetlerindeki emir ve nehilerin vücup ifade etmediği, bunların bir tavsiyeden ibaret olduğunu, zemin ve zamana göre bu tavsiyelere uyup uymamakta kişinin serbest bırakıldığını söyleyecek olursa... Bu görüş ilmi olmaktan tamamen yoksundur.Çünkü kıyafet ve tesettüre dair eyetlerdeki emir ve yasaklar çok kesin olup birbirini tamamlar ve başka ihtimalleri bertaraf eder mahiyettedir. Mesela: Hanımların, baş örtülerini yakalarını örtecek şekilde koymalarını emreden ayette; “Irzlarını haramdan korusunlar” (Nur: 31) da buyurulmaktadır. Şimdi, alim olmak öğle dursun, aklı başında olan bir insan kalkıpta bu emrin vücup değil, nedb ve ibahe ifade ettiğini ve binaenaleyh İslam!a göre iffetli olmanın bir tavsiyeden iberet bulunduğunu, zemin ve zamana ayak uydurmak için fuhuş yapmanın da mübah olduğunu söyleyebilir mi ? Kaldıki
hicap ve tesettüre dair emirleri başta Peygamber Efendimiz olmak üzere Asr-ı Saadetten itibaren bütün müslümanlar vücup tarzında anlamış ve ona göre hareket etmiştir. Geçen sahifeleri tekrar tekrar oku ve düşün.!
2- Fiili karşı çıkmak:
Fiili karşı çıkmak yani emre uymamak.Buraya kadar anlattıklarımızla sabit olmuştur ki; İslam dini kendine has bir kıyafet sistemi getirmiştir. Bir müslaman fiillen,yani kendi kıyafetiyle buna muhalefet etse, giyim ve kuşamını İslami sisteme uydurmazsa günahkar olur, fakat tüfre girmez, yani kafir olmaz. Çünkü dinden olduğu kesinlikle bilinen (zarurat-i diniyyeden) olan bir hususa fiilen muhalefet etmek iradesizlik, tenbellik, umursamazlık, nefsani arzulara teslimiyet... sayılabilir: ama o hususun mevcudiyet ve meşruiyyetini inkar manasına alınamaz. Malum olduğu üzere “
İMAN” kalbin tasdikinden ibarettir, yani Hz. Muhammed (s. a. v. ) ‘ın dinden olmak üzere getirip tebliğ ettiği kesinlikle bilinen hususlarda O’nu doğrulamaktır, iman, İnkar ise, bunun zıttıdır. Bir müslümanın giyim ve kuşamında islami ölçülere bağlı kalmaması, onun bu mevzuda Hz. Muhammed’in getirdiği tebliğatı inkar etmesi ve Hz. Peygamber’i yalanlaması manasına gelmez.
İslam alimleri kalbi bir amel olan tastik veya inkarın insanlar arasında nazar-ı itibara alınabilmesi, yerine göre hukuki bir netice doğurabilmesi için onun söz veya yazı vasıtası ile doğrudan ve açıkça ifade edilmesini şart koşmuştur. Ancak din kurallarını koyan Allah ve Resulünün tekzib manasına aldığı veya başka türlü yorumlanması mümkün olmayan belli bazı fiiller vardır ki inkar için yeterli almet teşkil etmiştir. Mesela: Puta tapmak, put önünde saygı duruşunda bulunmak, İslamın zıddına kanun yapmak, haç çıkarmak, diğer dinlerin ibadet ve ayinlerine katılmak gibi fiiller küfür kabul edilmiştir.
Buraya kadar tesettür, İslami kıyafet ve başörtüsü hakkında yeteri kadar malümat verdik Bu bahsi daha önceleri mustakil olarak yazdığım iki sahifalık yazılarımla başbaşa bırakarak, kapatmak istiyorum.
İNCE ELBİSE ÖRTÜ OLUR MU
Ebi-Davud rivayet ediyor: Bir ara Resulüllah’
ın baldızı, Aişe validemizin kızkardeşi ve Ebu Bekir’es-Sıddıkın kızı Hz. Esma, huzuru saadete incecik beden rengini kayıp etmeyen bir elbise ile geldi. İki cihanın serveri Hz. Peygamber (s.a.), yüzünü çevirerek buyurdu:
“Ey Esma ! Kadın hayız çağına geldiği zaman, burasından ve burasından başka hiç bir yerini göstermeye hakkı olmadığı gibi göstermesi helal da değildir. Deyip, yüzüne ve ellerine işaret buyurdu.”
Bu hadisi –şerif, incecik ve beden rengini örtmeyen bir elbisenin, elbise sayılamayacağını ifade buyurmaktadır. Zira örtünmenin sekiz şartı vardır.Onlardan biri tahakkuk etmediği taktirde giyinik olsa dahi kadın örtünmüş sayılmaz.!
O, şartlar şunlardır
1- İstisna edilmiş şeyler hariç, bütün bedeni kapatmaktır.
2- Süs için değil, örtünmek için giyinmelidir.
3- Giydiği elbise kalın olup beden rengini dışarıya aksettirmemelidir.
4- Geniş olup azaların şeklini dışarıya vermemelidir.
5- Örtüye koku sürmemelidir.
6- Elbisesi erkek elbisesine benzememelidir.
7- Giymi hıristiyan, yahudi ve sair milletlerin kadınlarının elbisesine benzememelidir.
8- Şöhret elbisesi olmamalıdır.
(Mesela: Kürkler ne kadar geniş ve uzun olursa yinede dinin isteğine uygun bir örtü sayılmaz. Çünkü örtüden gaya; fasid ruhlu kimselerin fitnesine maruz kalmayı ortadan kaldırmaktadır. Halbuki kürkle gezen bir hanıma ise, açık-saçıkgezen hanımlardan daha fazla gözler çevrilmektedir.
Sonzamanlarda bir kısım dindar hanımlar daracık pantolon giyip daracık mantolarla gezmeye başladılar. Bu giyimi ile islami tesettür (örtünme) olarak kabul ediyorlar. Acaba bu halleri İslami emirlere uyuyormu? Hele diz kapaklarından aşağısına, et rengi çorap giyip de dolaşan ve bu şekilleriyle ilahi tesettüre riayet ettiklerini sananlara ne demeli?
Lütfen tetkik ediniz. Eğer yukarıdaki şartlara uyar tarafı varsa, bu hatun kişiler iddialarında haklı sayılabilirler. Öyle ise biz onları yüksek vicdanlariyle başbaşa bırakıp, bir ayet ve bir hadis meali ile bitirelim, bu yazımızı:
“Mü’min kadınlara söyle, gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar. Irzlarını korusunlar, ziynetlerini açıp göstermesinler. Baş örtülerini yakalarını kapayacak surette örtsünler... (Azhar Süresi:59)
“Ey Peygamber ! Zevcelerine ve kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (evden dışarıya bir ihtiyaç için çıkmak isterlerse) dış elbiselerini giysinler... (Azhar Süresi:59)
“Ahir zamanda ümmetimin kadınları, erkekler gibi eyerlenmiş atlara binerler. (Mesela: Günümüzde şöfer olup, arabayı kullanan kadınlar) Erkekler le mescid ve cami kapılarına bineklerle (arabalarla-taksilerle) giderler. Kadınları giyinmiş çıplaktırlar. (Yani İslami kıyafet üzerine giyinmemişlerdir) Saçları zayıf develerin hörgücü gibidir. (kimide saçlarını keser, kimide örtüyü bağlanır, fakat saçları önden ve arkadan görülür. (hadis, Terğib ve Terhib)
Hz. FATIMA’NIN VASİYETİ
Resulullah (s.a.v.)’
ın Hz. Hatice (r.a.) dan dünyaya gelen altı çocuğundan birisi olan Fatımat’zu Zehra, bir gün hastalanmıştı. Kendisini ziyaret etmeyen gelen büyük sahabiyye (Peygamberimizin hanımı Hz. Aişe’nin kız kardeşi) Esma (r.a.) ile konuşmaya başladı. Bir ara günlerdir kalbinde hissettiği bir sızıntıdan bahsetmek istedi.
Bu durumun farkına varan Hz.Esma (r.a.) :
“Ey Fatıma üzüntü duyduğun şey neyse söğle de, ben onu Ebu-Bekir’e söyleyeyim” dedi:
İffet ve nezahat örneği olan Hz. Fatıma’nın üzüntüsü neydi acaba? Neyi düşünüyordu kara kara..
Hz. Esma’nın sorusuna şu ibretli cevabı verdi. Hz. Fatıma:
“Ya Esma ! beni ençok düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürülece-ğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahdadan ibarettir. Bu tahtanın üzerine konan cesedin üzerine bir kilim örtmekte ise de, cesede yapışan örtü, mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini,ufaklığını anlıyorlar. Ben cesedimin namahreme böyle görünmesini istemiyorum. İşte kalbimi rahatsız eden ve beni endişelendiren şey budur.”
Bu cevap üzerine Hz. Esma(r.a.):
“Ya Fatıma! Biz habeşistana hicret ettiğimizde onların cenaze taşıdıkları tabutu gördüm. Dümdüz tahtanın üzerine de hasır örtüyorlar. Böylece tabutun içerisinde bulunan cesedi, başkaları görmüyorlar” dedi.
Hz. Esma’nın tabutu iyice tarif etmesi üzerine haya timsali Hz. Fatıma (r.a.):
“Bu tabutu çok beyendim. Vasiyet ediyorum, beni taşıyacağınız tabutu böyle yapın ve kefene sarılı cesedimi, bakanların nazarından gizli tutun...” diye ricada bulundu.
Hz. Fatıma’nın bu vasiyeti yerine getirildi. O günden sonra tabutlar üzürine çatılar yapıp, çatının üzerine de hasır örtülerek bilhassa kadın cesetleri gözlerden saklanmış oldu.
İffet ve haya timsali, kadınlığın önderi Hz. Fatıma vefat etmeden evvel, cesedini zevci Hz. Ali’den ve Hz. Esma’dan başka kimsenin görmemesini de vasiyet etmiştir.
Ey zamanımızın müslüman kadınları!
Sizlerin üzüntüsü ve kalbinizdeki ızdırabınız ne içindir ve ölüm döşeğine yattığınız zaman neleri vasiyet edeceksiniz? O ölü cesedini namahremden korunmasını isterken, sen nasıl oluyorda vücudunu teşhir edip, tüm aleme gösteriyorsun?.... Allah’dan utanmıyormusun?....
Sen, nasıl oluyorda Hz. Fatımalar, Hz. Haticeler ve Hz. Aişeler varken, onları bırakıyonda, Avrupayı örnek alıyorsun, modanın esiri ve şeytanın maskarası oluyorsun?... Artık kendi benliğine dönmelisin.
SAYGI DEĞER MܒMİNE HANIM KARDEŞİM!
01-Tevhidin tahkiki için çalış, tevhidi bid’at ve şirk şaibelerindentasfiye et.
02- Günahlardan uzak dur ki, hesaba tabi olmadan cennete giresin.
03- İtminan ve huşu ile namazlarını vakitlerinde eda et.
04- Sahip olduğun altın,gümüş ve malının zekatını ver.
05- Farz olan orucunu tut. Nafile orucunu ise, kocandan izin al ve meşru bir zeminde tut.
06- En kısa zamanda şartlar mevcud ise, mahremlerinden biri ile beraber hac farızasını yerine getir.
07- Kocanın izni ile, annen, baban ve yakın akrabalarına sıla-i rahim yap.
Ziyaretlerini eksik etme.
08- Kur’anı Kerimden. Hadisi şeriflerden, Alimlerin sözlerinden, Kitap ve kasetlerden, sahih kaynaklardan ilim öğrenmeye bak.
09- Başkalarına hikmetle, güzel öğütlerle ve en güzel bir şekilde mücadele ederek Allah’a davet et.
10- Gücünün nisbetinde iyiliği emret, kötülüğü menet.
11- Vakitlerini iyi ve salih amellerle faideli hale getir. Baki kalan ömrünü ahiretin tedariki için kullan.
12- Evladını (kız ve erkek) en iyi terbiye ile terbiye et.
13- Maruf olan tüm konularda kocana itaat et.
14- Kocanın hayılı ve iyi işlerinde gücün oranında ortak ol.
15- Güzel ve öğülen ahlaki-hamide ile ahlaklan.
16- Allah’
ı çok zikret, tevbe-istifarı çok yap.
17- Yapılan kötülüğün peşinden hemen bir iyilik yapki, kötülüklerini silsin.
18- İnsanlara güzel ahlakla muamele et. Yani, insanlarla en güzel bir şekilde geçin.
19- İnsanların ayıplarını ört, ırz ve namuslarına dil uzatma.
20- Müslümanlar için giyaplarında dua et.
21- Ölümü, hesabı, cenneti ve cehennemi hatırla ve hiç unutma.
DEĞERLİ MÜSLÜMAN HANIM KARDEŞİM!
1- Sözlü ve ameli bütün bid’adlerden sakın.
2- Namazı vaktini geçirerek tehir etme.
3- Namazdaki itminansızlıktan ve tadili-erkana riayetsizlikten sakın.
4- Teberrücden sakın. Yani, yabancı erkeklerin önünde dar, kısa ve şeffaf elbiseler giyerek güzelliklerini izhar etme, açılıp-saçılma, kem gözlere yem olma.
5- Çeşitli şekillerde, anlayış ve giyisilerle gayri-müslim kadınlara benzeme, batıya ve modaya uyma.
6- Kaşlarını yolmadan, dişlerini seyreltmeden, tırnaklarını uzatmaktan ve dövme yaptırmaktan sakın.
7- İster özel ve ister genel düğünlerde israftan sakın, yiyeceklerde savurganlıktan sakın, çöpe atma.
8- Zararlı filimler seyretmekten, kadın-erkek karışık tiyatrolara gitmekten, çeşitli aletlerle çalınan şarkı ve türküleri dilemekten sakın.
9- Ahlakı bozulmalara ve çözülmelere sebep olan dergi, gazete ve kitapları okumaktan sakın.
10- Ruh sahibi hayvan ve insan resimlerini yapmaktan sakın. Çünkü , bu konuda Peygamberin nehyi var.
11- Hizmetçi, şöför ve benzeri yabancılarla halvet olmaktan (başbaşa kalmaktan ) sakın.
Hele okul arkadaşı, iş arkadaşı ve daire arkadaşı deyip, yanında mahremin olmadan gezmelere çıkma.
12- Aldatmaktan, verilen sözü yerine getirmemekten, yalandan, istihza ( alay ) etmekten, söz taşımaktan ve giybet etmekten sakın.
13- Resimli takılardan ve giysilerden ve onları takmak ve giyinmekten sakın.
14- Çalgı aletlerinin bulunduğu yerlere ayeti kerimeleri asma.
15- Oturarak sabahlama. Özellikle faideli olmayan ve haram fiillerin işlenmesine vesile olan gecelemelerden sakın.
16- Umumi çarşı ve yerlere yanlız başına çıkma. Fitneye düşme ve bu konuda dikkatli ol.
17- Uçak ve benzeri vasıtalarla mahremsiz yolculuğa çıkma.
18- Yabancı erkeklerin yanında her hangi kokuyu kullanmaktan sakın.
19- Özellikle yabancı erkeklerin yanında fitneye sebep olcak, şehveti gıdıklayacak konuş ma tarzlarından sakın.
20- Mahremin olmayan yabancı erkeklerle musafa ( tokalaşma ) yapmaktan sakın.
21- Saçlarını başının üzerinde toplamaktan, peruk kullanmaktan sakın.
22- Lanet okumaktan, sövmekten, küfretmekten, çirkin sözcükleri kullanmaktan sakın.
23- Kendine, başkasına ve özellikle çocuklarına beddua etmekten sakın. Hiç bir zaman bedduacı olma.
24- Dehre ( zaman ) sövmekten sakın. Zaman değişti diye, zamanı suçlama. Bilakis, kendini hesaba tabi tut.
25- Turistik seyahat yapmaktan, bu gibi yerlerde malı-parayı zayı etmekten sakın.
26- En güzel biçimde cihad et. İşte senin cihadın cihad sahan:
a-Kocanla iyi geçin ve kocanı memnun et.
b-Evladını güzel terbiye etmede çaba sarfet.
c-Şer’i (dini ) ilimleri öğrenmeye gayret göster.
d-Mahreminle birlikte hac ve umre yap.
e-Hemcinslerine İslamı anlat ve onları Allaha davet et.(Kaynak:Sh.49) )
Kadının Kocası İle En Güzel Geçinmesi Ve Cihad Sevabı Alması
İçin, Dikkat Etmesi Gereken Şartlar:
1- Nasiyatın dışında, kocasına itaatın vacip olduğunu bilmesi.
2- Kocası ile beraber aynı evde oturması.
3- Kocasının izni olmadan nafile oruç tutmaması.
4- Kocasının izni olmadan, evine bir kimseyi almaması.
5- Kocasının izni olmadan, evinden dışarıya çıkmaması.
6- Kocasının malını korumasını.
7- Kocasına sürekli teşekkür ve dua etmesi.
8- Evinin işlerini evirip-çevirmesi, geçim ve meişetinde kocasına destekçi olması.
9- Kocasının ailesine, yani, ana ve babasına, kardeşlerine iylikte bulunması ve onlara karşı iyi davranması.
10- Çocuklarını emzirmesi, onlara en güzel bir şekilde bakması ve terbiye etmesi.
11- Kocasının dinini, ırz ve namusunu, izzet ve şerefini koruması.
12- Kocasının duygularını, fikir ve anlayışlarını muhafaza etmesi, kocasını memnun ve razı edcek ortamı araması ve kocasını rahatsız edecek şeylerden kaçınması.
13- Kocasına karşı kibir, inad ve yüzleşmeden kaçınması.
14- Kocasının istirahati, düşünmesi, ibadet etmesi için ve alim ise, kitap okuması, mutaala etmesi ve yazı yazıp telifte bulunması için boş ve müsait zaman bırakması.
15- Kocasına karşı en güzel bir şekilde süslenmesi.
16- Kocasının izni olmadan, kendi malından hibe’de bulunmaması.
17- Kocasının sırlarını ifşa etmemesi.
18- Kocası istediği zaman, beraberinde yolculuk etmesi.
19- Yersiz ve gereksiz sudan bahanelerle kocasından talak ( boşanma ) talep etmemesi.
20- Haklarını ve görevlerini Kur’an ve Sünnetin tayin ettiği ölçüler dahilinde yerine getirmesi.
Bir kadının Kocası İle Arasında Çıkan İhtilaflar Esnasında,
Kendisine Bir takım Tavsiyeler:
1- Allah korkusuna sahip.
2- Her zaman ölümü hatırla.
3- Karşılıklı bağılamada hoşgörülü ve rıza sahibi ol.
4- Fitne ateşini yerinde ve zamanında söndür.
5- Dilini tut. Hikmetle ve sağduyu ile hareket et.
6- Sorunları evinin dışına taşıma.
7- İstişare et. Ehli diyanet ve akıl sahiplerini hakem tayin et.
8- Dua ederek, Allah’a iltica et.
9- Zaman kaybetmeden barış.Herhalükarda barıştan yana ol.
10- Dini konuları iyi belirleyerek en güzel bir şekilde yaşa.
Aile Yuvasıda Geçimsizlik Sebepleri:
1- Erkek ve kadının birbirlerini iyice tanımadan acele evlenmeleri.
2- Kadının, kocasından izinsiz çarşıya, pazara, akraba ve ahbablarına gitmesi...ailede ahengi bozar.
3- Ailede, namaz , oruç ve diğer islami kaidelerin yapılmaması...
4- Kadının sokağa çıkarken süslenip, kocası için aldırmaması.
5- Kadın ve erkek karşılıklı cinsi arzularına karşılık vermemesi, ruhi bunalımlara meydan verir...
6- Kadının erkekten kültürlü ve bilgili olması.
7- Yoksulluk, geçim darlığı.
8- Kadının temizlikte dikkatsiz oluşu. Erkek ne kadar derbeder olursa olsun, kadını derli-toplu görmek ister. Kendini, evini ihmal eden, pısırık, dağınık kadına içi kaynamaz, hele tembihleri de duymazsa tiksinme başlar ve netice...
9- Kadın gerek evinde gerekse dışarda haya ve edep, tesettür esaslarına riayet etmez, açık- saçık olursa...
10- Bir çok erkeklerin yuvadan kopmasına, harama kaymasına, birlik ve aile bağının kopmasına, kocasına saygısızlığı, vara-yoğa çene çalması...
11- Şirret kadın, böylesi kadın yabancılara gösterdiği nezaketi kocasına ve yakınlarına göstermez.
12- Akraba ziyaretleri.
13- Aşırı kıskançlık.
14- Eşler arasında birbirini küçük düşürecek tavır ve haraketler.
15- Sevgi ile kurulduğu halde, Allah korkusu olmayan erkeklerin meyhane ve kumarhane ve kumarhane hayatları..
16- Kız ana evinde açık-saçık... sonradan yapılan tebliğ..
17- Mutaassip aile kızınıda açık maşrep aileya vermesinde..
18- Gelin kaynana ilişkilerinde, aile yuvasında geçimsizliğe ve ahengi bozmaya vesile olur.
19- Çocuklara karşı anne ve babanın değişik değişik davranmasında.
20- Evin geçimini tamin etmek erkeğin görevi olmasına rağmen, kadının çalışması.

Kadınlar Arasında Ziyaret Adabı ve Hedefi:
1- İyilik yapmaya ve yaptırmaya delalet etmek.
2- Mümine kadınların arasını ıslah etmek.
3- Sila-ı rahm yapmak.
4- Anne ve babaya iyilik etmek.
5- Hastaları ziyaret etmek.
6- Tebliğ ve cihad çalışmalarında bulunmak.
7- Ebe, Doktor ve öğretmenlik gibi hizmetlerde bulunmak.
8- Toplantıları gıybet ve diğer günahlara alet etmemek.
KADINLARA MAHSUS HALLER
Kadınlara mahsus üç hal vardır:
1- Hayız,
2- Nifaz,
3- İstihaze.
1-Hayız:Kadınlık çağına ulaşmış kann zuhuruna sebeb olacak hastalıklardan salim olan kadının rahminden muayyen müddetler içinde gelen kandır. Bu sürette gelen kana hayız kanı ve bu halde olan kadına da “hayızlı kadın veya ay hali gören kadın” denir.
2- Nifas: Doğumu mütakip kadının rahminden akan kandır. Lohusalık kanı da denir.
3- İstihaze: Aslında rahimden değil de mesela bir damar çatlamasından tenesül uvzu ile akan bir kandır. Yani, daha kesin bir ifade ile: herhangi bir hastalık neticesi gelen kandır. Bu hal ise, o kadının ne namazına, ne orucuna ve hiç bir şeyine mani olmaz. Her vakit başında abdest alır, namazını kılar. Bu, aynen kesilmeyen burun kanı gibidir.
Hayzın enaz muddeti, üç gün üç gece olduğu gibi, en çok müddeti de on gün on gecedir. Üç günden az ve on günden ziyade gelen kann istihaze (özür) kanıdır.
Kadınların hayız halinden arındıkları zaman “tuhur” (kadının temiz anı) denirki bunun en az müddeti onbeş gün olup, en çok müddeti için muayyen bie hudut yoktur. Yani bir kadının ömrünün sonuna kadar hayızdan salim olarak, hayız görmeden “tuhur” üzere olabilir.
Bir kız dokuz yaşından itibaren hayız görerek balığa olabilir. Bir kadın elli veya ellibeş yaşında hayızdan kesilir, artık kendisinden hamilelik istidadı kalmaz.
Nifasın en az müddeti için konulmuş bir müddet ve hudut yoktur. Hatta bazı yerlerin kadınlarında çocuk doğduktan sonra kann gelmez, hemen kesilir. Onların derhal yıkanarak namaz ve diğer ibadetlerini yerine getirmeleri lazındır. Nifasın en çok müddeti doğumdan başlayarak kırk gündür.
Kadının mutad (kendisince alışılmış) hayız müddeti gerek az, gerekse çok olsun, onun hayız müddetinin arasına giren tuhur yani kan gelmeyen zaman hayızdan sayılır. Mesela: En az hayız müddeti olan üç günün birinci veüçüncü günlerinde kan gelip, arada geçen ikinci gününde kan gelmemiş olsa, bu ikinci gün de birinci ve üçüncü günleri gibi hayızlı sayılır.
Bazı kadınların adet günleri muayyendir. Mesela: her ay altı veya yedi veya dokuz gün adet görürler. Bir adet bir defa ile kararlaşmış sayılır Şöyleki, ilk defa adet görmeye başlayan bir kız yedi gün kann, bundan sonra temizlik görse adeti yedi gün olarak karalaşmış olur.
Kadınların muayyen adet günleri bazen değişir. Bir adetin değişmiş olması için onamuhalif iki adet hali görülmelidir.Her ay altı gün adet gören bir kadın, üst üste iki ay beş veya sekiz gün adet görecek olsa artık adeti altı gün değil, beş veya sekiz gün olur.
Hayız ve nifaz günlerinde kadınlara sekiz şey haramdır:
1- Farz, vacip ve bütün namazlar, hatta şükür secdeleri haramdır. Bu namazları temizle-lendikleri zaman kaza etmek icap etmez.
2- Oruç tutmak haramdır. Şu kadar ki, o oruçları hayız ve nifazdan temizlendiği zaman kaza eder.
3-Kura’nı kerimden bir veya birkaç ayeti, Kur’an okumak niyetiyle okumak haramdır.Şu kadar ki, zikir ayetini zikir niyetiyle, dua ayetini dua’niyetiyle ve sena ayelerini sena niyetiyle okumak caizdir. Not :Hayızlı ve nifazlı kadın her zaman ve özellikle namaz vakitleride abdest alarak ve kıbleye karşı oturarak, zikir eder ve tesbih çekebilir, bir mahzur yoktur. Hatta bazı rivayetlerde varit olmuşturki, hayız nifazlı kadının zikir etmesi ve tesbih çekmesi çok sevablı bir iştir.
4- Mushafı şerife (yani Kur’anı kerime), ayet yazılı bir şeye doğrudan çıplak el ve çıplak bedenle dokunmak haramdır. Üzerinde giyimli olduğu elbisenin bir tarafı ile dokunmak da kerahati-tahrimiyye ile mekruhtur. Giyimli olmadığı elbise veya başka temiz bir bezle tutmakta bir beis yoktur.
5- Cami ve mescidlere zaruretsiz girmek haramdır. Kişinin evinin kapısı cami veya Mescidin içine açılmakta ise bu zarurettir.Bayram ve cenaze namazları kılmak için hazırlanmış açık namazgahlara varmak haram değildir.
6- Kabeyi taraf etmek haramdır.Nitekim mescidi harama girmekte haramdır.
7- Zevciyyet muamelesi, yani zina etmek, hem kadına hem de kocasına haramdır.
8- Kadının göbeği altından önlü arkalı diz kapağı altına kadar olan hayız ve nifaz halle-rinde faydalanmak haramdır.Başka yerlerinden faydalanmak mübahtır.
Not: Cahillik iktizası hayız ve nifaz halindeki karısına yakınlık eden bir kimse, bir veya yarım dinar tasadduk ve bir daha böyle bir iş yapmama azmiyle tövbe etmelidir. Bir dinar, yarım Osmanlı Türk altın lirası kıymetindedir.
Not: Daha geniş bilgi edinmek istiyen mü’mine hanım kardeşlerimize, aşağıdaki isimleri yazılı kitapları alıp okumalarını tavsiye ederiz:
1-İslam prensipleri
2- Kadın ilmihali
3- İslam ilmihali
Müslüman kadına tanınan eşit haklar
İslam dininin öteden beri kadına bahsedip Avrupa kadınlarının mahrum oldukları eşit haklar ve imtiyazlar aşağıdakı şekilde beyan edilir:
1- Kadın erkek gibi fikir ve irade hürriyetine sahiptir..
2- Kadı n erkek gibi aynı gaye için yaratılmıştır...
3- Kadın erkek gibi ilim öğrenmekle, itikadi ve ameli hükümlerle mükelleftir..
4-Kadın erkek gibi iradeci olabilir. Hanefi mezhebine göre had cezaları hariç‘Kadılığın’ diğer şartların kendinde toplayan kadın, hukuki konularda ‘Kadı’ olabilir. Kadın yanlız ‘Halife’ olamaz, çünkü halifeliğin esas şartları erkeklerde bulunur. Yukarıda açıklanan işler dahi emretme ve yasaklama makamında bulunacaklar için bir eksik olduğuna göre, kadının memleket idaresinde, siyasetin önemli işlerini yürütmede ve hükümlerin teblig edilmesi konularda aciz ve yetersiz olduğu şüphe götürmez.
5- Kadın umumiyetle Allah’
ın emir ve yasakları karşısında erkek gibidir...
6- Kadın erkek gibi iyiliği emretmeğe, kötülükten sakındırma ile görevlidir.Kadının bu salahiyeti pek büyük bir salahiyettir.
7- Erkekle olduğu gibi kadınla da Allah’
ın hükmü ortaya çıkar...
8- Kadının medeni hakları vardır. Bu haklara istinade umumi hayata atılabilir.Akitlerde, mukavelelerde, muamelelerde kadının hakları erkeğin hakları gibidir.Kadının kocasının iznine bakmaksızın kendi malından dilediği gibi tasarruf eder;Satar, rehin verir. Kadın kocasının malına varis olur, gerek kocasının ve gerek başkalarının küçük çocuklarının önce vukubulan ihtiyar ve tayinleri veya öldükten sonra’Kadı’nın tayini ile vasi olabilir. Diğer vasilerin bütün haklarına kavuşur. Alım satım, nikah, hibe, şufa, malını birine emanet olarak verme, kira, geçici olarak verme, kefalet, vekalet, ortak olma türleri, dava, ikrar, sulh, vasiyet gibi şer’i tasarruflarda kadın erkeğin sahip olduğu haklara bütünüyle sahip olur. Ancak çoğu durumlarda mahkeme celselerinde bulunmalarında zorluk olduğundan, yukarıda zikredilen arızalardan dolayı bir şeyi muhafaza etmek ve akılda tutmak konularında erkeklerin altında bulunduklarından şahitlikte bir fark gözetilmiştir.Bununla beraber kadınların tek başlarına şahitlik etmelerinin kabul edildiği konularda vardır. Ezcümle erkeklerin muttali olamayacağı doğum, emzirme, aybaşı, örtü altında ayıp işleme gibi adetan unutma olmayan yerlerde tek başlarına şahiylik geçerlidir.
9- Örtü (HİCAB) kadın haklarını ve kadınların hürriyetlerini daraltmak için değil, belki namuslarını aşağılık insanların nazarlarından korumak içindir, kadınlara has meziyetleri ahlaki musibetlerden, şaibelerden muhafaze etmeğe yöneliktir. (İ. Hakkı İzmirli ) (Türkiyede İslamcılık düşüncesi, LL-II . Cilt, Sh: 35, 112, 115 )
Başörtüsünün hatırlattıkları
Bu konuda bir-iki hatırlatmada bulunmak istiyoruz. Hatırlatacaklarımızdan birincisi şu olaydır:
Medinei-Münevverenin bir mahallesinde oturan Beni-Kaynuka Yahudilerine Peygamber (s.a.) Efendimizin savaş açmasının sebebi, bir müslime kadının başörtüsüne saldırmalarıdır.
Olay şu: Arap müslümanlardan bir kadın , beni Kaynuka çarşısına gidip satacağı malları sattı. Sonra bir kuyumcuya gidip bir şeyler almıştı.Yahudiler onun yüzünü açtırmak için zorladılar fakat o açmıyordu. Kuyumcu fırsatını bulup kadının başörtüsünü oturduğu yere bağladı.Kadın işini bitirip kalkmaya yeltenince saçları açıldı.Bunun üzerine kadın feryat etti. Bir müslüman Yahudinin üzerine atlayıp onu öldürdü.Yahudiler de şitdetli saldırıya geçip o müslümanı şehit ettiler. Resulüllah (s.a.) Yahudilerin aradaki ittifakı bozmalarını haber alınca o mahalleyi kuşattı. Muhasarra onbeş gün sürdü. Sonra bir daha geri dönmemek üzere Yahudiler medineden sürüldüler, def olup gittiler ( Siret- İ- İbni Hişam: 3/51 )
İkinci olay şu: Peygamber (s.a.) Efendimizin bir gazveden döndüğünde, şehid olan sahabelerden birinin ennesi yanına geliyor. Ümmü Halet (r.a.) adındaki bu sahabi kadın efendimizin yanına geldiğinde örtülüdür. Sahabelerden biri şaşkınlıkla olacakki kadına :
“Oğlunu sormaya geldin yüzünde örtülü”,diyor. ( Hadise örtünün farziyetinin ilk yıllarında oluyor ).Sahabe hanım şu cevabı veriyor: “Oğlumu kaybettim ise hayamı da kaybetmedim”. Bu örnek olaya göre düşünürsek, başörtüsü ahlak ölçüsünün, hayanın göstergesidir, diyebiliriz.
Üçüncü olayda şu: Kurtuluş savaşında ilk kurşun başörtüsüne el uzatan düşmana sıkılmıştı. Maraşta sütçü İmam attığı ilk kurşunla kurtuluş savaşını başlattı ve Türkün namusu kurtuldu. Kahraman Maraş başörtüsüne saldırılışına karşı başlatılan kurtuluş mücadelesinin başlatılma şerefini kazanan İlimizdir. Bir caminin imamı olan ve halkın süt ihtiyacını tehmin eden ve Sütcü İmam diye bilinen zat başörtüsüne el uzatan Fransız askerine kurşunu sıkıp orada gebertiyor. Bu kurşunla savaş başlıyor. Sütçü imam orada şehit oluyor ve Türkün namusu şerefi de kurtuluyor.
Allah”u Teala buyuruyor: “Mü’min kadınlara söyle:...Başlarını örtsünler, baş örtülerini yakalarının üzerine koysunlar”. ( Nur suresi, ayet :31) Kur’anı kerimdeki ayeti kerimelerde iki çeşit örtünme farz olmuştur.
a- Buluğ çağından itibaren her müslüman kadının başından başlıyarak bütün bedenini bürüyecek geniş bir elbise ile vücudunu örtmesi, hiçbir organını mahremi hariç hiçbir kimseye göstermemesidir.
b- Zaruri bir ihtiyaçları olmadan evlerinden çıkıp kendilerine nikahları haram olmıyan yabancı erkeklere karışmamalarıdır. Bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler, yukarıdakı ayetin ve diğer ayetlerin Tefsir kitaplarındaki açıklamalarına muracaat etsinler.
     KUR’ANDA ÖRTÜ İLE ALAKALI AYET YOKTUR
     DİYENLERE, KUR’ANDAN CEVAP VERİYORUZ:
Allah’u Teala buyuruyor:
“Ey peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: ( Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman ) örtülerini üstlerine salsınlar (vücutlarını örtsünler ); onların tanınması ve inciltilmemesi için en elverişli olan budur.Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Ahzab süresi, ayet :59)
Allah’u Teala buyuruyor:
"Mü’min kadınlarada söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak (elbise, yüzük gibi örtülmesinde güçlük bulunan ve kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini boyunlarının üzerine koyup boyunlarını örtsünler. Süslerini kimseye göstermesinler”. (Nur süresi, ayet :31)
Allah’u Teala buyuruyor:
“Evlenme arzusu, kalmamış oturan ( ihtiyar ) kadınların, kasten süs göstermeğe çalışmadan dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir”. (Nur Süresi, ayet: 60)
Allah’u Teala buyuruyor:
“Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye çağı kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılarak (kırıta, kırıta sokaklarda, çarşı ve pazarlarda) yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin”. (Ahzar süresi, ayet:33)
Peygamberimiz buyuruyor:
“ Cehennemlik olan iki sınıf vardır ki bunları hayatımda görmedim. Çünkü benim zamanımda yoktular. Bunlardan biri ellerinde sığır kuyruğu kamçılar olup insanları döverler. İkincisi, açık saçık gezen ahlaksızları örnek yapanlar ve erkekleri baştan çıkaran, saçları deve örgücü gibi başlarında toplamış kadınlardır. Bunlar cennete giremeyeceklerdir. Çok uzun mesafeden kokusu gelen cennetin kokusunu asla duyamayacaklardır”. (Tac, cild:3, S:333-Ebu Hüreyye rivayet ediyor.)
Peygamberimiz buyuruyor:
“Ey Esma! (Resuli-ekremin baldızı) Bir kadın büluğa erince yüzünden ve elinden başka yerlerinin görünmesi caiz deyildir.” (Mişkat, Hz.Aişe validemiz rivayet etti)
Dine Göre Örtünmenin Şartları:
1- Örtü, bütün vücudu örtmelidir.
2- Örtü, alttaki elbiseyi gösterecek kadar ince olmamalıdır.
3- Örtünün kendisi ziynet olmamalı ve cazip renkli kumaşlar kullanılmamalıdır.
4- Örtü, vücut hatlarını belli edecek ve fitneye sebep olacak kadar dar olmamalıdır.
5- Örtüden güzel koku gelmemelidir.
6- Kadın ne erkek elbisesi giymeli nede giydiği elbise erkek elbisesine benzemelidir.Ya- ni erkek elbisesine benzemiyecektir.
7- Gayri-müslim kadınlara mahsus olan elbiselerden olmamalı.
8- Lüks ve moda için giyilmemeli. (Ahkam Tevsiri, c:2, s:330)
               MAHREM VE NAMAHREM
Soru: Mahrem ve namahrem ne demektir, açıklarmısınız?
Cevap:Mahren;Nikahı caiz olmayan yakın akrabaya denir. Anne, teyze, hala, kız kar-deş,...vs.gibi.
Namahren ise: Nikahları caiz olanlara denir.
Mahremlik Sebebleri Şunlardır:
1- Nesep,  
2- Sıhriye,  
3- Ridaa,  
4- Cem,  

5- Başkasının hakkı,

6- Şirk,

7- Talak,

8- Mülk.
Nesep Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar Beş Gurupta Özetlenebilir:
1- Anne ve nineler,
2- Kız ve torunlar,
3- Kız kardeş ve yeğenler,
4- Halalar ve onların ana-baba bir veya baba bir haladır.
5- Teyze ve bunların ana-baba bir veya baba bir teyze.
Sıhriyet Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
1- Kaynanalar,  
2- Üvey kızlar,  

3- Gelinler,

4- Üvey analar.

Süt Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
Bunun kaidesi şudur:”Emene, emzirenin nesli haram; emzirene; emenin hepsi haram”dır.
Cem Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
1- Dört zevcesi bulunan bir erkeğin beşinciyi nikahlayamamasıdır.
2- İki kız kerdeş ve teyze yeğeni bir erkek, bir anda nikahlayamaz.
Başkasının Hakkı Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
Biri ile nikahlı bulunan kadının bir başkası ile nikahlanması haramdır.
Şirk Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
Müşrik kadını müslüman erkek nikahlayamaz. Müşrik erkekle müslüman kadında evlenemez. Ancak, ehli-kitap kadınlarla evlenmek caizdir. Fakat, müslüman bir kadın ehli-ki-tapla yani Hıristiyan ve Yahudi erkeklerle evlenemez.
TALAK Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
Üç talakla kocasından boşanan kadın aynı adamla evlenemez. Evlene bilmesinin şartları vardır.
Mülk Sebebiyle Nikahı Haram Olanlar:
Bu sebepler köle ve cariyelik hukuku ile ilgilidir. Zamanımızda bunun uygulaması yoktur.
Not: Bu konuda daha çok bilgi edinmek isteyenler fıkıh kitaplarına muracaat etsinler.
         KADINA MAKYAJI SEVDİREN NEDENLER
Kadın başkalarına kendini beğendirmek için gayret içinde ise açılır saçılır, süslenir ve püslenir. Kendilerini helalin dışındakilere beğendirme hesabı ile yaşayanlar şeytanın ordusun-da ahmak birer neferdirler ve yirminci asrın moda köleleridir.
Bir kadın beğenilmek arzusuna kendini kaptırınca açılır saçılır ve makyaja dalar. Kadına makyajı sevdiren nedenler şunlardır:
1- Zayıf iman veya imansızlık.
2- İbadetsizlik (özellikle Namaz kılmamak.)
3- Halvet (Kadın-erkek bir arada olmaları, okumaları çalışmaları, oturmaları ve dolaşmaları...)
4- Şeytan.
6- Gençlik ve gençliğe özentilik.
7- Boş vakit.
8- Sorumsuzluk-zenginlik.
9- TV, sinama, radyo, teyb, pikap, gazete, mecmualardan, filim, manzara, roman ve hi-kayelerini seyretmek, dinlemek, öyle yaşamaya yönelmek.
10- Kötü arkadaş.
11- Aşağılık duygusu.
12- Şehvetperestlik.
13- Başkalarını arzularını tatmin etmek ahmaklığı.
14- Lüks hayat yaşıyor görünmek.
15- Akıl ve fikir nimetinden mahrum olmak.
Makyajda Neler Var:
Kadınların kullandıkları 1.Kg. rujun içinde bulunan maddeleri imalatçılar şöyle açıklıyorlar.
Bal mumu : 200 gr.
Kozmetik için domuz yağı : 250 gr.
Serezin : 200 gr.
Lanolin : 80 gr.
Parafin Yağı : 15 gr.
Tetrabromofluoreschein : 80-120 gr.
Not: Müslüman kadınım diyen kadının bu maddeyi sürmesi bir yana, yanına yanaşması bile mümkün değildir. Vesselam.!
         GÖZLERİ HARAMA KARŞI KAPAMAK
        FAİDELERİ VE MEŞRUİYYET DELİLLERİ

1- Allah’u Teala buyuruyor: “Müminlere söyle; Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, (c.c.) yapmakta olduklarından haberi olandır.” (Nur:30) Bu ayetteki emir, kadın erkek her ikisinede şamildir. Allah (c.c.) inanan kadın ve erkeklere haram bakışlardan gözleri kapamayı emrediyor. Alel-itlak bakışlar zinaya sebeb olan vesilelerdendir. Neden? Tabiki zinadan ve zinaya yol açan haram nazarlardandır. Bu emrin yerine getirilmesi, hem amellerin daha iyi tezkiyesi, hemde kalplerin daha temiz olması içindir.
2- Nur suresinin 31. Ayetinin meali geride geçtiği gibi, eyette harama bakmaktan gözle-rin kapanmasını, fercin ve namusun karunmasını, zinetlerin izhar edilmemesini ve yabancılara gösterilmemesini hususi olarak mümine kadınlara emrediyor. Allah (c.c.) Taala buyuruyor: “Hakkıda bilgin olmayan şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra:36) Bu ayeti kerimede insan, sinesinin gizlediğinden, gözünün gördüklerinden ve işittiklerinden sorumludur. Öğle ise insan bu hallerin haranmı helalmi olduğuna dikkat etsin. Düşündüklerinden, gördüklerinden ve işittiklerinden sual edileceyine göre, bu sorulara sahih cevaplar hazırlasın.
3- Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Beni Ademin üzerine zinadan nasibi yazıldı. Şüphe yok ki, onu idrak edecektir. Gözlerin zinasıda nazardır-bakıştır.” (Muttefekun aleyh)
4- Yine Peygamberimiz buyuruyor: “Abdullah İbni Cerir diyorki, ben Resulüllah’a ansızın bakıştan sordum. O da şöyle cavep verdi: Gözünü hemen savuştur.” (Müslim) Ansızın bakış demek, bakanın herhangi bir kastı olmadan bakışı demektir.
5- Müslüman bacım! Erkeğin kadına bakışlarını yasaklayıp gözlerini kapamasını vacip –farz olduğu gibi, kadınında erkeklere bakmaktan gözleri kapamaları farzdır. Herhangi bir ihtiyaç ve zaruret olmadan mamahremlere bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Tüm hadise ve çirkin olaylar bakışlarla başlar, gözle zina eder, geride geçtiği gibi gözün zinası nazardır.

Gözleri Haramdan Sakındırmanın faideleri:
1- Allah’
ın (c.c.) emrine imtisal etmektir. Kulun dünya ve ahiret saadetinin gayesidir.
2- Çoğu kez helakine sebeb olan şeytanın zehirli okunun kendisine vasıl olmasına mani olur.
3- Kulun kalbine nuru ve aydınlığı iras eder. Aksi ise, kişinin organlarında ve yüzünde zulmetler zehir olur.
4- Kalbi hasret eleminden halas eder. Her kim gözlerini haramdan sakındırmazsa, hasreti devam eder.
5- Doğru olanla yalancı olanı temyiz edecek olan sadık ve sihhatli firaset melekesini elde eder.
6- Allah’
ı (c.c.) ve ahkamını bilmenin, imanın ve ilmin kapısını açar.
7- Kalbe sebat ve şeceat verir.
8- Nazarlardan hasil olan lezzetlerden daha çok sürür ve sevinç-neşe verir.
9- Kalbi şahvetin esaretinden kutarır. Gerçek esir (köle) şehvetine ve hevasına esir ve hevasına esir veköle olndır.
köle olandır.
10- Kalbin dünya ve ahiret maslahatlarını düşünmek için boş kalmasına vesile olur, harama bakışları terketmez.
11- Harama bakışları terketmek, aklın kuvvetlenmesine, ziyedeleşmesine ve sebat bulma-sına sebep olur. Aksi ise, aklın hafif olmasına, hafif meşreb olmasına ve korkunç akibetleri mulahaza etmemesine sebeb olur.
12- Haram bakışları terketmek, kalbi şehvetin sarhoşluğundan, gaflet oykusundan kurtarır. Aksi ise, kulu, Allah’tan (c.c.) ve ahiretin verlığından gafil eyler.
       TABERRÜC VE İHTİLATIN KÖTÜ TESİRLERİ
1- Şer’i evlenmenin yerini, zina ve gayri-meşru hayat alır. Metres hayatı ve filört revaç bulur.
2- Zinanın açtığı cürüm ve yaralar, kimyasal silahların insanlar üzerinde açtığı cürüm ve yaralardan daha tehlikeli ve hasarlıdır. Çünkü zinadan, neseplerin karışması, ırz ve namusların payu-mal edilmesi ve bir çok hastalıkların yayılması var.
3- Fuhuşun yaygınlaşmasına, şevhetlerin tahakkümüne sebeb olur. Ve bu şekilde, şeha-vani duygular kabarır, azar, mefsedetler, bozulmalar intişar eder ve hastalıklar çoğalır. AİDS ve benzerleri gibi...
4- İnsan nevinin, beşerneslinin belini kırar. İnsanlar şer’i evliliklerin yerine zina ile iktifa ettikleri zaman, zinacı kadın hamile olmaya rağbet göstermez. Çünkü hamilelik onun cismini tehdit eder, utanır, kötülüklerinin ortaya çıkıp ayıplanmasından korkar ve bu nedenle her yolu kullanır ve bu halden kurtulmaya çalışır. Tehlike çanlarının çaldığı bir konu daha var, o da genç kız ve oğlanların şer’i evlenmelerden kaçarak, açık saçık seslerini çıkarıp, şehvetlerini tatmin etmek için, Allah’
ın (c.c.) haram kıldığı başka yollarda arıyor ve harcıyorlar.
5- Gizli ve kötü alışkanlıkların yayılmasına sebep olur.Örneğin: İstimna (Mastrobasyon) etmek, yani eliyle kendini tatmin etmek, zina, livata (Homoseksuel) gibi hallerin intişarına ve-sişe olur. Hususiyle bu hal, murahik haşa gelmiş iki cinsin ihtilatı ve birbirleri ile görüşmesin-den, (bütün süs ve açık-saçıklıklarıyla beraber) aralarında meydana gelen ileri seviyede şehvetin kabarması ve bir takım heyacanların sebebi ile olur.
6- Kadın ve erkeğin bedbah olmasına sebeb olur. Çünkü, kadın ve erkeğin her birerleri mutlu yaşamayı başka yerlerde bulamazlar, Ancak, doğru-dürüst evlilik hayatında bulabilirler.
7- Teberrüc ve ihtilat bizzat kadına kötülük etmektir. Zira, bir kadının açık-saçık, süslü-püslü dışarıya çıkması, erkeklerle haşir-neşir olması onun iffetini, ırzını ve namusunu bir takım eziyetlere, kötülüklere ve çirkin işlere bulaşmasına, şerir ve sefih kişiler tarafından sürüklenir.
8- Kötülüklerin, hastalıkların ve tehlikelerin sebebi ile umumi bir ahlak çöküşüne neden olur. Yalancılık, aldatmak, sahtekarlık, düşmanlık, hiyanet, çirkin adetlerin yayılması, kötü muamelerin revaç bulması, haya ve haşmetin idamına neden olur.
9- Kalbin ve ruhun bozulup bedbah olmasına sebeb olur. Çünkü kalbin yaşamı, ruhun gıdası Allah’
ı (c.c.) tanımak, O’na iman etmek, O’nu sevmek, O’ndan korkmak, O’ndan ümit etmek, namaz, sadaka, oruç, zikir, dua, istiğfar ve Kur’an okumak gibi, ibadetlerle O’na kulluk yapmakla olur. Ayrıca iyi kişilerle teşriki-mesai kurup onlarla oturmak, şerir ve kötü insanlardan uzak durmakla mümkün olur. Manevi gıda almak, kalbi ve ruhu beslemek. Açık saçık gezenler, erkeklerle bir arada hayat sürenler, bu manevi gıdayı almaktan mahrum olurlar. Allah’tan (c.c.) ve ahiretten gafil yaşarlar. Adeta behaim gibi...
İşte zikrettiğimiz iki cinsin ihtilat ve teberrücünün akıbetleri ve kötü tesirleri kısaca bunlardır. Bilindiği gibi, kötü akıbet, elim bir tehlimedirki, insan toplumlarını tehdid ediyor, baş aşağı olacağını haber veriyor, insanı hayvanların seviyesine indiriyor.Bunlardan dalayıdır-
şüphesiz İslam, yabancı kadın ve erkeklerin ihtilatını haram kılmıştır. Her birerlerinin bünyesine has ilkeler koymuş, insanın insanlığını teminat altına almak, beşeri esenliğe götürmek, insanın kerametini, insan oluşunu ve dinini muhafaza altına almak için...
Sokak ve caddelerde giyinmiş fakat çıplak, yoldan çıkmış ve başkalarınıda yoldan çıkar-maya çalışan, hayadan, mürüvvetten, ahlaktan, insanlıktan soyulmuş, yüzünü, başınnı, saçını, boynunu, gerdanını ve kollarını ortaya koymuş, haya ve utanma duygusunu hissetmeden, sağa sola kırıta kırıta dolaşan kadınlar müşahade ediliyorki, bu ne esef verici bil haldir. Tabi bu arada bazı gençleri müşahede edersinki, onlarda mağrurhane, böyle kadınların fıtnelerine ve çekiciliklerine kapılarak, gözlerini dikerek onlara bakıyorlar. İşte böyle kadınlar, çirkinleşmiş adetleriyle kızlarımızı aldatıyorlar, oğullarımızı fitnelere sevk ediyorlar.
Geride kalan rezaletlerden ve çirkef hayattan kurtulmanın tek bir yolu vardır. O da, gayri İslami sistemlerden kurtulup, ilahi ölçülere dayalı bir nizam kurmaya bağlıdır.
   TEBERRÜC VE İHTİLATIN OLUŞMASINA SEBEBLER
1- İnsanların iman zaafiyeti. Şöyleki, sadık iman sahibi olan kişinin kalbinde iman yerleştimi organlarında izleri görülmeye başlar. Ve böyle bir kişi Allah’
ın (c.c.) emir ve nehilerine bağlanır. Fakat, ne zaman iman zayıflar kişi kötü şeyleri iyi, iyi şeyleri kötü görmeye başlar. Onun nezdinde maruf münker, münker maruf olur.
2- Müslümanların, Allah’a (c.c.) davette geri kalmaları, emri maruf, nehyi anil münker görevlerini ifa etmede tembel davranmaları, Allah (c.c.) yolunda cihad farızasını yerine getirmede üşenip ağır davranmaları, taki her türlü dini vacibelerini terkettiler, her türlü menhiyyatı (kötülükleri) işlediler. Allahü Teala buyuruyor: “
İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulurki, dönerler diye (Allah c.c.) yapmakta olduklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır.” (Rum:41)
3- Şer’i ilimlerin azalması, cehaletin kolgezmesi, toplumlarına güzel örnek olmaları gereken ilmi ile amil olan alimlerin azalması, topluma kötü örnek olan kötü hocaların, liderlerin ve nevzuhur kişilerin çoğalması.
4- Birinci olarak: Ebeveynin ahmaklığından, gafletinden ve cahilliklerinden dolayı öğretim,eğitim ve yönlendirmenin kötü olması.
İkinci olarak: Okullarda, gidişatları, ahlakları, ilimleri, dini anlayışları yeterli olmayan kadın ve erkek yönetici ve yönlendiricilerin uygulamaları.
5- İhtilata, teberrüce ve uzun yolculuğa teşvik edici televizyon, radyo, dergiler ve gazatelerden yayın ve propaganda yapan çığırkan ve borozanlar... Yani, küfre, isyana, tağuta ve şeytana hizmet eden medya.
6- İnsanların çoğunun batıya, Avrupaya ve Amerikaya bakması ve nazarlarında onları ilericilikle, modernleşmede, ve çağdaşlaşmada en üstün örnel görmesi. Böyle olunca onları taklit ediyorlar herşeylerinde. Ve zannediyorumki bir toplum açılıp-saçıldığı, kadın erkek karıştığı ve dini kayıtlardan sıyrıldıkları zaman, Avrupa Amerika gibi güçlü ve ilerici olacak-lar. Bilemedikleri, bütün ğüç-kuvvet Allah’
ındır ve ilericilik İslamın prensiplerini hayata uygulamadılar. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri, ona yalnızca OL demesidir, oda hemen oluverir.”(Yasin:82)
Geçmiş milletlerin hayat hikayelerine baktığımızda, Kur’andaki müminlerin necatinde, kafirlerin helakinde bizim için ders ve ibret vardır. Küfrettiklerinden, peygamberlerine isyan ettiklerinden dolayı, Allah (c.c.) onları dünyada helak etti, ahiretteise, onlara cehennemin ateş cezasını ve azabını hazırladı. Allahu Teala buyuruyor: “(Ey Muhammed) Allah’
ın sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelenmektedir.” (İbrahim:42)
  TEBERRÜC (açık-saçık olarak dışarı çıkmanın) HAKKINDA
 İSLAM’IN VAZ ETTİĞİ (koyduğu) HÜKÜMLERİN HULASASI
1- Allah (c.c.) düşmanlarına benzemek haramdır.
2- Açık-saçık dolaşmak haramdır.
3-Teberrücden dolayı kadınların bayram namazlarına çıkmaları mekruhdur.
4- Kadının namazlarını evde kılması daha fazilerlidir. Camide cemaata namaz kılmadan daha hayırlıdır evde kılması.
5- Peygamberimiz teberrüc konusundan dolayı kadınlardan kabirleri ziyaret edenleri lanetlemiştir.
6- Kadınların camiye gelmesi bir takım şartlara bağlıdır. Şöğleki: Koku sürünmeyecek ve erkeklerin dikkatini çekmeyecek.
7- Kadınların sürekli evde kalmaları teşvik edilmiştir. Çünkü onlar tepeden tırnağa avrettirler.
8- Kadının ilahi emir gereği evinde oturması, Allah (c.c.) yolunda cihad yapmaya muadildir (denktir).
9- Erkeğin diyer bir erkeğin avret yerine bakması, kadının diyer bir kadının avret mahalline bakması nehy edilmiştir, yani yasaktır.
10- Avret yerlerini muhafaza etmek ve aşmamak emri ilahidir.
11- Avret yerlerine bakmanın haram oluşunda ihtilaf yoktur.
12- Erkeğin kadının avretine, kadının erkeğin avretine bakması icma ile haramdır.
13- Açılıp-saçılmada, gezip-tozmada, kafır kadınlarına benzemek, özenmek, taklid etmek, modayı takip etmek hakkında tehdidi ilahi var.
14- Devlet başkanı (ULUL-EMİR-HALİFE) kadınları teberrücden, fitneye sevkeden hal ve hareketlerden meneder.
15- Bir kadının yabancı bir erkekle başbaşa (helvet) kalması, koyununkurtla tehna bir yerde başbaşa kalması gibidir.
16- Kadının yabancı bir erkekle halvet etmesi fitneye sebebtir. Velevki başbaşa kaldığı kişi buluğ çağında olmasa bile.
17- Bu konuda şer’i cezaların hepsi birer faideli ilaçtır.
18- Kadının dışarıya çıkarken koku sürünmesi fitneye sebebtir.
19- Kadınlar için yolda izdiham halinde erkeklerle yürümesi caiz değildir.
20- Kadın ve erkeklerin (zaruretsiz) bir arada ictima etmesi bidat’tır.
21-Kadınların hac esnasında Hacerül-Esvadi öpmesi uygun değildir.Hatta istilam etmesi bile müstehap değildir. Ancak tavaf yeri erkeklerden boş ise, o zaman caizdir.
22- Fitnenin en büyük sebeblerinden biride kadınların erkeklerle halvetidir.
23- Yabancılarla halvet icma ile haram oluşu munakid olmuştur.
24- Mahremsiz kadının yolculuk yapması en büyük fitme sebeblerinden biri sayılmış ve  nehyedilmiştir.
25- Mahremsiz bir kadının hacca gitmesi nehyedilmiştir.
26- Erkek hizmetçisi ile kadının yolculuğa çıkması en büyük tehlikedir.
27- Kadınların erkek arkadaşım diye yabancı biri ile yolculuk yapması en büyük cehalettir ve felakettir.
28- Kadının kendisine nikahı düşenlerle tokalaşması fitne tohumlarını eker. (Bu maddeyi iyi anlaya bilmek için, 20. Sahifeye yeniden bir göz atınız)
29- En büyük fitne tohumlarından biride, kadının ses tonunu kadınsı ve cazip hale getirip konuşmasıdır.
30- Fitne tohumlarından bir diğeri de, kadının şarkı-türkü söylemesi.
31- Kadın erkek bir arada karşılıklı konuşmalar ve tartışmalar yapmak fitneye vesiledir.
32- Büyük fitnelerden biride, birinin sanki kadına bakıyor gibi, onu vasfetmesidir.
33- Nazarları (bakışları) tekrarlamak fitne sebeblerinden biridir.
34- Bakmak kalbin bozulmasına çağrıdır.Şeytanın zehirli oklarından bir oktur.
35- Kadın ihramlı iken başını örtmesi, saçlarını kapatması ve örtüyü yüzüne doğru sarkıtması hakkında icma vaki olmuştur.
         ZİNANIN TEHLİKELERİ VE ZARARLARI
Şüphesiz şu kesin bir gerçektirki zina, ihtilat ve teberrücün neticeleridir. Ne zaman ve nerede ihtilat ve teberrüc bulunursa, o zaman o yerde zinada olur. Birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş gibidirler. Zina, fesat ve bozgunculuğun en büyüğü, toplumu ve ictimai yapıyı korkutan ve tehtit eden fuhşiyat ve kötülüklerin en tehlikelisidir. İşte o tehlikeden bir kaçı:
1- Şüphesiz zina yayılıp, mübah görüldüğü zaman (Not: Kadın ve erkek için zina suç olmaktan çıkaran kanunun yürürlüğe girdiğini unutmayın.), şartlarına uygun şer’i nikahın ortadan kalkmasına, görevlerin, hakların ve mesuliyyetin yok olmasına götürür. Bütün bunlara bedel olarak, yalnız zina ile iktifa edilir.
2- Zina, beşer neslini ve insan nevini fani olmakla tahtid eder. Zina eden kadın ve erkek nesil ve zürriyetlerinin devamının kast etmezler. Bilakis sadece, kabaran arzularını dindirmek ve şehvetlerinin ateşini söndürmektir maksatları. Budan dalayıdır ki, zinakar kadın hamile kalmamak için tüm çarelere baş vurur.
3- Zina, toplumu cinsel ve öldürücü hastalıklara maruz bırakır. Zuhrevi hastalıklar ve günümüzün vabası AİDS gibi.
4- Zina, rahmi (akrabalık) bağlarını keser, nesepleri zeyi eder, toplum bireyleri arasında-daki bütün bağları çözer ve toplumu hazimete uğratır.
5- Zina, ahlakı çirkinleştirir, edepsizliği, sefahati, hiyaneti, tuzak kurmayı, aldatmayı ve ahdında durmamayı öğretir. İçgüdü ve şehvet bezirganlarına boyun eydirir. Zina mübtelası biri, genç bir kızı görüp hoşuna gidince, onu elde etmeye çalışır ve her yerde, her yolu ve yötemi mubah sayar. Ve böylece ırzı-namusu payamul eder, muhterem ve mukaddesleri heder eder, araya düşmanlıklar girer, kann dökülür, toplumda emniyet ve huzur kalmaz ve hayatın bütün mutlulukları ve saadetleri süner gider.
6- Zina, ar elbisesidir,, Onu irtikap eden giyer. Böyle bir insanın yüzü karadır ve insanlar arasında zillet elbisesi ile dolaşır.
7- Zina, kadınlara olan şehvet aşkından dolayı kalbi darmadağan eder, onu hasta eder, gam ve kedere sokar, hıyanetinden dolayı hüzün içinde yaşar. Müminin imanını, Allah (c.c.) ve hükümlerinden gafil olduğundan dolayı tehdit eder. İmani itminandan mahrum eder. Çünkü zina, büyük ve azim bir günahtır. Peygamberimizin kesin beyanına göre, zinakarlar zina ettikleri anda, iman onlardan ayrılır, çıkar gider. İşte hadisi Şerif: “Zina, mümin olduğu halde zina etmez.” (Buhari)
8- Zinanın zararı, o kişinin saygınlığını giderir, Allah’
ın (c.c.) ve kullarını gözlerinden düşer.
9- Zinakar, kendini cehennemde “TENNURUN” içindeki azaba düçar kılar. Yukarısı dar aşağısı geniş bir yerdir “Tennur”. Ki orayı Peygamberimiz mirac gecesinde gördü ve orada zina eden kadın ve erkeklerin muazzeb olduklarını müşahade etti. (Buhari)
10- İnsanlar böyle bir kimseye hain gözü ile bakarlar. Hiç bir kimse ona, ne hanımını ve nede çocuklarını emanet edemez.
11- Zina, kişiyi ana-babaya isyan etmeye, silah-i rahmı kesmeye, haram kazanmaya, halka zulüm etmeye, hanımı ve aile bireylerini zayı etmeye götürür.
12- Zina, kişi adn-cennetlerindeki güzel güzel evlerde kendilerini bekleyen hurilerden faidelenme imkanın kaçırılmasına maruz bırakır.
13- Zina masıyeti diğer günahları içinde barındırır. Battıkça günahlara batar gider. Düya ve ahiretin bütün kötülüklerini celbeder-
14- Zina eden bekar ise, yüz değnek ve bir sene sürgün cezasına (had cezasına) çarptırı-lır. Eğer zina eden kişi evli ise veya başından evlilik geçmiş ise, ölünceye kadar recmedilir.
15- Yakın ve mahremlerinden fuhşiyata düşmelerine sebep olur. Yani çalma başkasının kapısını , sora çalarlar kapını.
16- Hayatında işlediği salih amellerinden de iflas bayrağı çeker.
17- Kıyamet günü zinakar ve hain kişi, zina ettiği kadının kocasına arz edilir, dilediği kadar iyiliklerinden alması için. Öyle bir duruma gelirki, hain için iyilik adına bir şey kalmaz.
18- Kıyamet günü, tüm organları ve özellikle elleri, ayakları, cildi, kulakları, gözleri ve dili alehinde şagitlik ederler. (Nur:24)
    ZİNAYA KARŞI SAVUNMA VE SAVAŞMA YOLLARININ

                      EN ÖNEMLİLERİ
1- Diğer insanların böyle bir suçu işlememeleri için halkın gözü önünde, haddi-zina (zina cezasını) uygulamak. Cezanın mahiyeti yukarıda 14. Madde de beyan edildi.
2- Evlilik yollarını kolaylaştırmak, bu konudaki zorlukları ve engelleri ortadan kaldırmak, mihirleri yüksek tutmamak, düğün ve evlilik merasimlerinde israftan kaçınmak.
3- İç güdüleri uyaran, şehvet tohumları eken şeylerden uzak durmak.
4- Kadın erkek karışık yaşamalarını, kadınların mahremsiz uzun yolculuklarını ve kadınların açık-saçık gezmelerini menetmek ve kontrol altına almak. Bu işi yapanlar olursa, derhal cezalandırılmalı.
5- İasanları şuurlandırmak, yölendirmek, sağlam bir eğitim vermek ve mefsedetleri teh-likeleri beyan etmek.
6- Asi kişinin çekeceği ikabı, itaat edene vaad edilen sevabı hatırlayarak, günahın çirkinliğini korkunçluğunu beyan ederek ikaz etmekle ve imani zaafiyeti taat seviyesiyle takviye etmek.
7- Dansın, müzik aletlerin, oyun ve eylencenin olduğu yerlere gitmemek. Bu gibi yerlerden uzak durmak ve nesilleri bu gibi yerlerden uzak tutmak.
8- Zinakar ve fasıklara karşı sadakat göstermemek, meclislerinden uzak durmak. Çünkü kişi arkadaşı ile deyer kazanır. Kişi arkadaşının dini üzerindedir. Öyle ise, herkes kiminle arkadaşlık yapıyor , bir baksın.
9- Basın-yayın vasıtaların tümünü, Televizyonu, radyoyu, dergi ve kitapları kontrolden geçirmek. Gerçi hertürlü ahlaksızlığın mayası ve tarlası haline gelen “KARTEL MEDYASI” böyle bir şey istemez ya. Çünkü onlar demokrasi derler ve sansürü istemezler... Ama biz bu konuda islami adeseden bakıyoruz. Bu nedenle, islah edilmesi gerekenleri düzeltmek, teberrüc, turistik geziler, ihtilat, sevgi ve aşk şarkılarından zararlı olanları yasaklamak.
10- Fasıkları ve günahlara mübtela olanları bir araya toplayıp kontrol altında tutmak, gerektiğinde tezir cezası ile cezalandırmak.
11- Gençlerin bekar oldukları devrelerinde şehvetlerini zayıflatacak, kıracak ve firenleyecek bazı önlemleri almak. Örneğin: Bazı ibadetlere teşvik etmek ve özellikle oruç tutmalarını tavsiye etmek. Zira bu tavsiye Nebevi bir tavsiyedir.
12- Erkeklerin hanımlarından altı aydan fazla uzak kalıp, gurbette kalmamaları. Mücahit-lerin, askerlerin, hapiste olanların ve benzerlerinin bu önemli ihtiyaç ve maslahatlarını koruma altına almak için gereken nizam ve intizami düzenlemeler yapılmalıdır.
13- İslam diyarına gelenleri dinin talimatları ve prensipleri ile ilzam etmeli. Mahremlerine karşı alacakları durumlar beyan edilmeli. Göğüsleri, bacaklarını açmamaları, dar, şeffaf ve kısa elbiseleriyle avret yerlerini izhar etmemelerini, Fitne tohumları eken seksi elbiseleri giymek gibi durumlarının sakıncalarını onlara izah etmek ve yaşamlarına çeki-düzen vermeleri temin etmek.
14- İnsanların toplandığı platformlarda kadın ve erkekleri bir arada bulundurmamak, sefih ve alçak kişilerin kadınlara sarkıntı ve saldırmalarını önlemek ve özellikle tedavi, gezinti
ve alış veriş yerleriden uzak tutmakla, kadınların yüce ve yüksek ahlaklarını himaye altına almak.
15- Bazı kızları tuzaklarına düşürmek için, okul çevre ve kapılarında duran ve bekleyen serseri ve fasık gençlerden kızlarımızı korumak için okullarını gözetim, himaye ve koruma altına almak.
16- Kadının ve kızının velisi tarafından dışarıya çıkmaları için müsamaha edilmemeli. Ancak zaruret gereği olursa, mahremlerinden biri sahabet ederse ve yanlarına yabancı biri sokulmazsa, bu müstesnadır. Not : Kocanın kardeşleri ve başkaları yabancılardandır.
17- Kadınların hapisaneleri bekçi ve koruyucuların kaldıkları yerden uzaklaştırmak ve kadınları sürekli dini konunlara teşvik etmek.
18- Faziletin ilkelerini yapmak. Şarkı, türkü, pop, oyun-eğlence ve aşk gibi şeylerden kadınları uzak tutmak.
19- Su ve elektirik sayaç ve saatlerini kapının dışında yaparak, gelecek yabancılardan evdeki kadınları ( muhtemel kötülüklerden ) korumak.
20- Velhasıl : İslamın görgü kurallarına, emir ve yasaklarına uyarak Muhammedi bir hayat yaşamak.
                          ( FETVA )
Karma ( kadın-erkek karışık ) Eğitimin Hükmü :
Muhtelif İslam diyarlarında (müslüman alimlarinden) fakıh, alim ve sahalarında ehli-ih-tisas ondört kişiye soruldu: “Erkek ve kız öğrencilerin karma eğitim görmesi ve bundan doğacak zararların mahiyeti nedir?”
Cevap olarak: Ondört alimden her biri, Kur’an ayetleri ile özellikle AHZAB ve NUR sürelerinin ayetleri ile teyid ederek, karma eğitim ve öğretimin, ihtilatın, açık-saçıklığın (teberrücün) haram olduğuna, örtünmenin farz olduğuna ve kadınların kadınların evlerinde karar kılmalarının farz olduğuna FETVA verdiler. Ayrıca bu konuyu, hadisi şeriflerle perçinlediler. Karma eğitim ve öğretim gören okullardan, özellikle ünüversitelerden örnekler vererek karma eğitimin bir çok zararlarını tespit ederek zikrettiler. Batı toplumlarında da revaç bulmasına, hayanın kaybolmasına, iffet ve namusun yok olmasına, fuhşiyatın çoğalma-sına, bunlardan mütevellit gizli bir takım hastalıkların yayılmasına, aile ve yuvaların, nizam ve intizamın tehdit edilmasine, boşanmaların çoğalmasına, genç kız ve oğlanların şehvetlerini haram yollar da telafi etmelerine ve gençlik enerjilerini zayi etmelerine sebeb olmuştur.
Batıl delillerle ortaya atılan şüpheler:
Bazı insanlar, iki cinsin camide namaz kılmalarına, bayram namazlarına ve cenaze namazlarına muallada iştirak etmelerini, hac ve ümrede beraber ziyaret etmelerini delil geti-rerek, karma eğitim ve öğretimin caiz olduğuna güya delil gösteriyorlar. Halbuki delilleri batıldır. Şöyleki, kadınlara camide cemaatla namaz kılmaları müsaade edilmiştir. Fakat, mescidin arka kısmında (kadınlara ait bölümde) kadınlar, önkısmında erkekler olmak şartı ile. Hatta camiye gelirlerken koku sürünmelerini, süslenmemelerini, açık-saçık-teberrüc halleriyle gelmemelerini prensibe bağlamıştır. İslam, kadınların evdeki namazlarının, camideki namaz-larından daha hayırlı olduğuna dair Peygamberin beyanatları vardır.
Hac’da ve ümrede kadınlarla erkeklarin ihtilatı-karma ziyeret yapmaları ise, şer’i bir zaruretten dolayı, namahremlerinin muvafakatı ve refekatı ile caiz görülmüştür. Bu bir şer’i zarurettir ve bunu bizzat şeriatın kendisi uygulamaya koymuştur. Böyle batıl şüphelerle dolu deliller ihdas ederek karma eğitim ve öğretime davetiye çıkarmanın ve dalkavukluk yapmanın bir alami yoktur.
Karma Eğitim ve Öğretimin Zararları:
1- Bazı kız talebelerin teberrücü (süslenerek-püslenerek ve açılarak-saçılarak) ve şer’i edeplerin dışına çıkarak işledikleri fiillerde Allah’a (c.c.) isyan vardır.
2- Kışkırtıcı nazarlara sebebiyet vermektedir. Zira böyle bir ortamda gaddı-basar (gözleri harama bakmaktan alı koymak) çok zordur.
3- Bir yerde ictima etmeleri, kız ve erkek talebelerin daha çok tanışmalarına ve arka-daşlıklarına sebeb olmaktadır. Birbirlarine nikahı düşenlerin bu halleri ise, dinin emirlerine terstir.
4- Bu gibi yerlerde vaki olan zina suçlarının günden güne çoğalması, bunu apaçık ortaya koymaktadır.
5- Öğrenimin zayıf ve düşük olmasına, ilmi istifadelerin azalmasına sebebtir. Çünkü, ahlakın tefessüf etmesi, kokuşması ve bozulması sebebi ile kız ve erkek talebelerin aklında, mantığında, fikri yapısında ve zekasında garilmelerine neden oluyor. İlmi veriler bunu isbat ediyor.
Bir Güzel Dörtlük
İmanı yatırmış, edebi artmış.
Hayayı bitirmiş, iffeti satmış,
Yadellere gitmiş, ağyarla yatmış.
Küfrün izleri var kara yüzünde.
            HAREM, SELAM VE TESETTÜR
Dr. Bekir Karlığa ve Dr. Bedreddin Çetiner’in çevirileriyle ilim ve irfan hayatımıza yaniden kazandırılan “İBNİ-KESİR” de örtünme ayetleri açıklanırken şöyle bir bahis geçiyor.
Safiye Binti Şeybe:
Biz diyor, Hz. Aişe’nin yanında Kureyş kadınlarının üstünlüklerinden söz ediyorduk. Allah (c.c.) ondan razı olsun, Aişe şöyle söyledi: Kuşkusuz kureyş kadınlarının bir üstünlüğü var, fakat ben Allah’
ın (c.c.) kitabını tasdikte ve indirilene iman konusunda Ensar kadınlarından daha duyarlısını görmedim. Nur süresindeki “baş örtülerini yakalarının üstüne salsınlar” eyeti nazil olduğu zaman, erkekler, kadınlara bu hususu tebliğ edince, Ensar kadınları dehal nakışlı ve resimli elbiselerini yırtarak tepeden tırnağa örtündüler. En basit bir tereddüt göstermediler. Sabahleyin Allah Resülünün arkasında renk renk başörtüleriyle baştan aşağı örtülü olarak namaza durdular. Öyle bir manzara oluştuki, sanki başlarının üzerinde kuşlar vardı. Ben bu teslimiyetin hayranıyım. (C.2, S:5862) Mutluluk çağının kadınları, kadınlıklarından memnun oldukları ve memnun kaldıkları için, kadınlar tarihinde ulaşılmaz bir yerleri var.
Günümüz kadınları açılıp, saçılmak suretiyle belki daha bir güzelleştiklerini sanıyorlar ama , bence çok çok yalnış düşünüyorlar. Yanılıyorlar!. Açılıp saçılmak suretiyle kendi deyer-lerini düşürdüklerinin farkına varamıyorlar... Açılıp saçılma kadını bir tek yerde güzelleştire bilir, onun dışında hayır! (Yani tek bir, o da kocasının yanında.)
İster dindar olun, ister olmayın, konuya illa da bağnazlık yapılıyor gözüyle bakmaya gerek de yok ! Sosyal açıdan bakın, cisel açıdan bakın ! Ama şartlanmadan. Meseleye birde olmayacak duaya amin demeden yaklaşırsanız, şunu anlayacaksınız: Açılıp saçılma olgusu, hem erkeklerin, hem de kadınların aleyhinde bir hadise. Çünkü, kanıksama yapıyor !
İnsan neslinin devamı için şart olan cisel heyecanı söndürüyor. Tam tersi sanılıyor ama, değil. Çünkü, cazibeyi öldürüyor.
Şu hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum. İster dindar olun, ister olmayın, farketmez. Meseleye illa da din, ahlak ve erdem açısından yaklaşmanız gerekmez. Psikolojik, sosyolojik ve cinsellik açısından yaklaşın. Batı toplumlarındaki cinsel bunalımların, hergün bir yenisi eklenen sapıklıkların nedenlerini araştırın. Neden bütün zor ve sıkı şartlara rağmen, Anadolu insanları arasında böylesi olaylara nadiren raslanırda, lüks, konfora, refaha boğulmuş insanlar arasında daha fazla ? bir düşünün !
Her an birarada ve her an birbirlerinin en olmayacak yerlerini görüp duran insanların karşı cinse karşı ne kadar heyecanı kalabilir? Televizyon, sinema video ya da sahnelerde milyarların gözlerinin önünde soyunup dökülen kadıncağızların milyarlara bölünmüş cazibesi kim de ne uyandıra bilir? Sanılıyor ki, butür olayla cazibeyi artırıyor, hayır efendim!Artmıyor, yok ediyor. Harem, selam ve tesettürdür kadını kadın, erkeği erkek olarak koruyan ve her yönden güçlü kılan, değerini artıran. İnanmazsanız deneyin, anlayın ve dünyanızı- ahiretinizi kazanın...

                KADIN - ERKEK EŞİTLİĞİ
Bilindiği gibi her sene kadın hakları haftası kutlanır.Kadına her bakımdan özgürlük verilmesi için toplantılar düzenlenir. Bu senede böyle oldu nitekim. Bu nedenle bir çok kişiler çıkıp kadına özgürlük vereceğiz, eşitlik vereceğiz diye bangır bangır bağırdılar. Gazete, mecmua, televizyon ve radyolar hep kadın haklarından söz ettiler. Bugün kendisine hak ve özgürlük verildi diye sevinen, coşan, bağıran ve hiç bir şeyden habersiz bu kadın davasını çok ateşli bir şekilde savunan kadın, acaba aileden bütün özgörlüğünün, namusunun alıdığını düşünmedimi? Kadına özgürlük vedik demekle, kadın-erkek eşitliği demekle neyi kastedi-yorlar? Kadın kendisine kadın-erkek eşitliğinin sağlanacağını beklerken ona kadın-erkek eşit-liği sağlandı. Kadın özgür ve bağımsız olacak diye eşek gibi çalıştırıldı, kendisine hiç bir değer verilmedi. Yalnız etinden başka... O ancak bir şehvet aracı, etini pazarlığa çıkarmış bir kadındı. Bugün sokaklar bir et panayırına döndü. Kasapların vitrinine konmuş kıpkızıl et parçalarından ibaretti kadın.
Kadına özgürlük vereceğiz diye çırılçıplak soyup sokağa döktüler. Et teşhi ettiler ve binlerce erkekle bu etlerin etrafında birer köpek gibi dolaştı bir takım bayramlarda baldır- bacak seyranına soktular. Bayram namına avret yerlerini yerlere serdiler. Pavyonda kadın, sinamada kadın, pilacda kadın, radyo-televizyon-vidioda kadın, reklamcılıkta kadın, mecmua ve gazetelerde kadın ve saydıklarımızda-sayamadıklarımızda kadın alet olarak kullanıldı. Kadın mümtaz bir şahsiyet, çocuklarının anası, evinin himetçisi, güzelliğinin yalnız evinin erkeğine vermiş bir kadın olarak değil, bir şehvet aracı, satılık mal, yalnız etine deyer biçilen, özgürlük diye elinden her şeyi, namusu, iffeti alınıp pis ve kullanılmış bir mendil olarak sokağa, ayaklar altına atıldı. Kimse ona sahip çıkmadı. Kadının yeri buralar olmamalıydı. Bu muydu ona vereceğimiz değer, bu muydu özgülük, hak, hukuk... Zavallı kadın.. Zavalı değersiz, paçavra kadın. Ve seni ne hale getirdiler. Kadının etinden, vücudundan yararlanmadığınızı inkar edebilirmisiniz? Niye Televiztonda bir reklam yaparken kadını çırılçıplak soyup onu bir reklam aracı olarak kullandınız? Niye oraya bir erkek çıkarmadınız? Çünkü kadın başkaydı. Onun eti vardı, çıplaklığı vardı. Eşya satarkene onu reklam aracı olarak teşhir ettiniz, sattınız. Niye tezgahtarları çıplak ve boyalı kızlardan, sekreterlerinizi çığlak ve oceli kızlardan seçtiniz. Çünkü kadın çıplak ve boyalı- cılalı olunca daha çok müşteri toplayacak, daha çok satacak, sizde daha çok kazanacaksınbız. Siz çok kazanırken o çok şeyini kaybetti. Kadını sokaklara hapseden sizsiniz. Onu evinden, çocuğundan, erkeğinden koparıp ortalık malı yapan sizsiniz.
sizsiniz. Bide kalkmış utamadan kadın-erkek eşitliği isteyorsunuz. Zavalı kadına acımamak elde değil. Onun yeri sokaklar, pavyonlar olmamalıydı. Keşke geriye, iffetli hayatına döne bilsen, adatıldığını anlasan... Zavallı kadın.
         İSLAMİ AİLE DÜZENİN KISACA TEMELLERİ
1- (          ) Herşey adaletle olmalıdır.
2- (          ) Eşler birbirini sevmelidir.
3- (          ) Ailede karşılıklı saygı olmalıdır.
4- (          ) Karşılıklı şevkat ve merhemet olmalıdır.
5- (          ) Her iş karşılıklı rıza ile olmalıdır.
6- (          ) Kararlar karşılıklı fikir ılış-veriş, yani şura ve istişare ile olmalıdır.
7- (         ) Karşılıklı itimad ve güven olmalıdır.
             BOŞANMA VE AYRILIK SEBEBLERİ
1- Eşlerin birbirinden nefret etmesi.
2- Cisi acziyyet sebebi.
3- Fuhşu irtikap.
4- Şiddetli geçimsizlik.
5- İlahi emirleri terk etmek. (Fıkıh kitaplarına bak.)
  NİSA SÜRESİNİN 34. AYETİNİN İFADE ETTİĞİ HÜKÜMLER
1- Şeref ve derece bakımından erkekler kadınlardan üstündür.
2- Hanımına te’dip ve terbiye etmesi ve dışarıya çıkmasını men etmesi erkeğin hakkıdır.
3- Erkek hanımının malına hacr (yasak) koyabilir. Yani, kadın kocasının izni olmadan malını her olup-olmaz yerlere sarf edemez.
4- Hanımının nafakasını tamin etmek erkeğin üzerine vaciptir.
5- İsyan olmadığı müddetçe kadın, kocasının emirlerine itaat etmek mecburiyetindedir.
6- Kadın, nafakasını temin etmeyen, giyimini temin etmeyen kocasından feshyolu ile ayrılma hakına sahiptir. Bu görüş, Maliki ve Şafinin görüşüdür. Hanifilere göre ise: Ayrılma hakkı yoktur.
Allah’
ın Rızasını ve Ahiret Yurdunu İsteyen Her Müslüman Kadın ve Erkeğin Evi Şöyle Olmalı:
1- Şer’i ilimlerin öğrenildiği yer olmalıdır.
2- Allah’
ın (c.c.) çok zikredildiği ev olmalıdır.
3- Munkerattan (şeriata muhalif kötü şeylerden) hali (boş) ev olmalı.
4- Hz. Peygamberin (s.a.v) edep ve ahlakının hakim olduğu ev olmalı.
5- İlim, irfan, aydınlık ve medeniyet-hidayet evi olmalı.
Şiirlerimden Bir Parça
Alevsardı alemi, uyanmayın daha siz,
Altta döşak yanıyor, üstte yorgan yanıyor,
Beşikler besmelesiz, mezarlar fatihasız,
Doğan insan yanıyor, ölen insan yanıyor.
       EVLENMENİN HİKMETLERİ VE FAİDELERİ
1- Evlilik: Tabii kanunların en güzelidir. Çünkü cinsi istekleri firenler ve doyurur, harama yaklaştırmaz. (Run:21)
2- Evlilik: Evlat sahibi olmaya, neslin çoğalmasına ve bu arada sevap kazanılmasına en büyük ve en güzel vesiledir. (hadis)
3- Evlilik: Yuva kurmanın, evlatlarının hukukuna riayet etmenin ve bu görevi yerine getirmenin şuuruna eriştirir.
4- Evlilik: Nizam ve intizam gerektirir ve getirir. Kadın ve işlerini düzenler, erkek ise, evin dışında iş yapar-çalışır ve evin geçimini temin eder.
5- Evlilik: Uzak aileleri bibirine bağlayan en güçlü rabıtadır. Bu sayede birbirini seven ve mutlu olan toplum meydana gelir.

                     NİKAHINTARİFİ
İslam’da nikah. İcab (teklif) ve kabulle bağlanır. Bu icab ve kabul geçmiş zaman sigasiyle ifade edilen veya biri geçmiş, diğeri gelecek zaman sigasiyle ifade edilen iki lafızla olur. Bu olay gerekli şahidlerin önünde icra edilir.
      İSLAMDA ERKEĞİN EŞİNE KARŞI VAZİFELERİ
01- Güzel karşılamak. Kadını mutluluğa boğan şeylerden biri de eşi tarafından hoş karşılanmasıdır. Eve geldiğinde selam, güler yüzlülük ve musafaha ile karşılanmasıdır.
02- Tatlı hitab ve latif bir şekilde çağırmak.
03- Ünsiyet ve sıcak ilgi göstermek. Yani ona erkeğin yakınlık ve ilgi duymasıdır.
04- Arada – sırada şakalaşmak, istirahatını temin için rahatlatıcı geziler yapmak ve sohbet etmek.
05- Ev işlerinde yardımlaşmak.
06- Ailede istişareye önem vermek.
07- Beraberce dost ve akrabaları ziyaret etmek.
08- Yolculuk adaplarınariayet etmek. Yani ehline hayır tavsiye etmek, dua etmek, vasiyet etmek, nafakalarını temin etmek, ehliyle irtibatlı olmak, eve erken dömek, gelirken hediye almak, habersiz birden eve girmemek, mümkünse ve gerekli ise eşiyle yolculuk yapmak gibi...
09- Ailenin geçimini, yani hanımının ve çocuklarının geçimini helalinden temin etmek. Bu konuda ne cimri olmalı nede savurgan olmalıdır. Ancak ve ancak iktisadlı olmalıdır.
10- Temiz olmak ve süslenmek. Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever. Bu hal hanımını daha çok mutlu eder, temiz ve kocasına karşı süslenen hanımın kocasını mutlu ettiği gibi. Ayrıca güzel koku kullanmak.
11- Cinsi ilşkide bulunmak, onun bu konudaki ihtiyacını karşılamasıdır. Cima bir noktada farzdır. Alimlerin çoğunluğunungörüşü budur. Her karı – koca arasında bunun zamanı ve miktarı değişebilir. Alimlerin bazılarına göre: Her dört günde bir defa cima farzdır.
12- Gönül hoşluğuna sahib olmak, ince kalbli ve duygulu olmak. Hanımının proplemlerine ortak olmak için şefkat ve merhametli olmak, sıkıntılarını huzura çevirmek, kırık kalbini onarmak ve razı etmek için gerekirse yalan söylemek ve en güzeli hediye almaktır.
13- Aile hayatını muhafaza eden, eşleri birbirine bağlayan ve kaynaşmayı sağlıyan en önemli konulardan biride ailevi sırları muhafaza edilmesidir. Bu hal, güven, sevgi ve emanet nişanesidir.
14- Allah’a itaat ve ibadette yardımlaşmak.
15- Hanımının ailesine ve arkadaşlarına ikram etmek.
16- Hanımının eğitimine önem vermek ve nasihat etmek.
17- Makbul olan kıskanma ile kıskanmak. Kıskanmak kadının kıymetini artırır ve kocası tarafından sevildiğine işaret eder.
18- Yumuşak huylu olmak ve acele etmemek. Bunun alameti ise, sabırlı olmak ve kızğınlığı yenebilmektir. İhtılafları giderebilmektir.
19- Bir önceki madde de beyan edilenin ötesinde bir derece daha vardırki, o da affetmektir... Affetmek gereklidir ve sürekli olmalıdır.
Bu ailenin devamı ve huzuru için zarurettir.
             İSLAM’DA EVLİLİK MÜESSESESİ
01- İslam’da evlilik, yaratılıştan insani bir haktır.
02- İctimai ve sosyal bir maslahattır.
03- İnsan nev’ini muhafaza altına almaktır.
04- İnsan nesebini muhafaza etmektir.
05- Toplumu, ahlaki çöküntüden korumaktır.
06- Toplumu, bir çok hastalıklardan korumaktır.
07- Nefsi ve ruhi bir sükün ve huzur kaynağıdır.
08- Çocukların terbiye ve aile yuvasının binasını kurmada eşlerin birbirleriyle yardımlaşmasıdır.
09- Baba ve anne olmanın hazzını ve zevkini yaşamaktır.
10- Şehveti, cinsi arzuları kırmak ve frenlemektir. Böylece yaratılıştan olan cinsi arzuları meşru ve kanuni yoldan tatmim etmektir.
11- Akraba – i taallukatı çoğaltmaktır.
12- Geride geçenleri yerine getirmek ve nefisle mücadele etmektir.
  EVLENİLECEK KADINDA ARANACAK BAZI ÖZELLİKLER
01- Dindar ve saliha bir kız veya kadın olmak.
02- Ahlakı güzel olmak.
03- Yüzü ve fiziki yapısı güzel olmak.
04- Mihri ve evlilik masrafları hafif olmak.
05- Doğurgan olmak.
06- Bakire olmak. (Tercihen)
07- İyi bir aileden olmak.
08- Yakın akrabalardan olmamak.
09- Kadın her konuda erkeğe denk (küfüv) olması. Özellikle. Din ve ahlakta denk olmak.
            EVLİLİK AKDİ YAPILMADAN ÖNCE
01- Evlenecek kız ve oğlan birbirlerini görürler. İkaz: Flört ve metres hayatı yaşıyamazlar.
02- Kızbabasından kız’ı istenir. Allah’ın emri, Peygamberin kavli üzere kıza talip olduklarını beyan ederler.
03- Evet denirse, karşılıklı hediyeleşmeler yapılır, nişan merasimleri icra edilir.
04- Evlilik, yani nikah ve düğün için gereken hazırlıklar yapılır, günü belirlenir, eş – dost düğüne davet edilir.
05- Düğünde kadın erkek ayrı ayrı yerlerde düğün ve eğlencelerini icra ederler. Haram ve günahlardan sakınmak farzdır.
06- Düğün sona erince, gelinle damad zifaf olmaları için gerdek odalarına konur ve bu şekilde evlilik ev ve hayatına girmiş olurlar.

          İSLAM KADINA ÖZEL HAKLAR TANIR
2- Salih evlad sahibi olmak.
 
3- Salih komşuya sahip olmak.
 
4- Geniş bir eve malik olmak. temin etmek.

6- İyi ve helal bir iş sahibi olmak.

7- Kazancını kendi memleketinde
Bir Cemiyetin-Toplumun İçinde Belli Başlı Gruplar
1- Kapitalistler-Mustekbirler. 2/34, 38/74. 75. 76. ayetler.
2- Fakirler- Müstaz’aflar. 33/64. 65. 66. 67. 68. ayetler.
3- Mele topluluğu veya kıralların akıl hocaları. 7/66. 75. 90. , 11/27. ayetler.
4- Mutrefin zümresi. 42/27, 17/16. ayetler.
5- Münafıklar zümresi. 2/11, 67/7, 2/204, 63/4. ayetler.
6- Din adamları (BEL’AMLAR) zümresi. 9/31. 32. 33. 34. ayetler.
7- Dedi-koducu kadınlar zümresi. 12/30. 31. 32. ayetler.
8- Hukuki ve Ahlaki Normcular. 2/170, 7/28, 10/78. ayetler.
9- İktisadi (ekonomici) sosyologlar. 53/37, 3/26. ayetler.
10- Coğrafi ve etnik kökencilik yapan zümreler. 9/92, 28/59, 7/160. ayetler.
                KADIN – ERKEK EŞİTLİĞİ
01- Kulluk ve kıymete eşittir. (Azhab: 35)
02- Hatadan dönmede ve marezetlerin kabulünde eşittir. (Azhab:75)
03- Eğitim ve öğretimde eşittir. (Hadisi şerifler)
04- Her türlü hayır hizmetlerinde ve salih amellerde eşittir. (Nisa: 124)
05- Sosyal ve hürriyette eşittir. (Nahl:97)
06- Temel insan haklarında ve haysiyette eşittir. (Azhab: 58)
07- Ekonomik girişimlerde ve ticarette eşittir. (Nisa: 32)
08- Kendi mallarını hayır yolunda sarfetmede eşittir. (Nadid:18)
09- Siyasette ve toplumu İslahda eşittir.(Tevbe: 71)
10- Hukuk ve adalette eşittir. (Mümin: 40)
11- Evlilikte eşittirler. (Nur: 26, Nisa: 3 ve 19)
12- Ceza (aynı suç) konusunda eşittirler. (Nur:2)
13- Mirasta ( dolaylı yollardan adalete riayet ederek) eşittirler.
Taaddüdi- Zevecat’i Gerektiren Sebebler
1- Kadının yaratılıştan iktidarsız olması.
2- Kadının zevcelik vazifesini yapmaya engel olan tedavisi mümkün olmayan hastalık.
3- Kısır olması.
4- Kadının cinsi kudreti erkeğe nazaran 10-15 sene evvel zeyıflaması veya tamamen kaybolması
5- Kadının erkağe nazaran oldukça yaşlı olduğunda.
6- Maddi bakımından iktidarlı, cinsel bakımından güçlü olduğunda.
7- Adet günlerinde, lohu salık devrelerinde erkeğin cinsi arzu ve isteklerinin problemleri olduğunda.
Not: Daha çok istifade edebilmek için, FIKIH kitaplarına müracaat edebilirsiniz.

         MÜSLÜMAN KADINLARA UYARILAR
Ey açık-saçık bir şekilde insanların önüne çıkan kadın, Allah’tan (c.c) KORK!
Ey caddelere, çarşı-pazarlara tesettürsüz çıkan kadın, Allah’tan (c.c.) KORK!
Ey erkeklerle karışarak, erkeklerin kendisine, kendisininde erkeklere bakmasına sebeb olan kadın, Allah’tan (c.c.) KORK!
Ey Müslüman kadın Allah’tan (c.c.) KORK! Zira sen, Allah’a (c.c.) inanıyorsun. Bu fiillerin haram olduğunu biliyorsun, Allah’ın (c.c.) her zaman ve her yerde seni gördüğünü biliyorsun ve yarın Allah’ın (c.c.) huzurunda hesap vereceğine inanıyorsun.
Ey Müslüman kadın! Yanında mahremin olmadan taksiye binme, doktorun muayeneha-nesine girme, Allah’tan (c.c.) KORK!
Ey yolculuğa çıkan kadın! Örtüsüz ve mahremsiz yola çıkmaktan dolayı Allah’tan (c.c.) KORK! Zira bu halin, bir takım fitnelere ve şerlere sebebtir. Allah (c.c.c) ve Resulünün emirlerine muhalefettir.
Ey Müslüman kadın şayet bunlardan şey yaptınsa, Allah’tan (c.c.) kork ve hemen tevbe et. Allah’a (c.c.) ve ahiret gününe iman eden her müslüman kadına gereken şudur: Dilini muhafaza etmek, erkekleri muhatab almak için sesini ishar etmemek.erkeklerle ihtiyaç ihtiyaç olmadan konuşmamak.Çünkü laubelı konuşmalar,sesi eğip bükerek, şehevi arzuları uyarıcı bir ses tonu ile konuşmak kişilerin içinde gizli ve uyuyan fitnelerin uyanmasına sebebtir.
Her hangi bir özür olmadan, mahremi olmayan erkeklere müslüman kadının bakması haramdır. Erkeğinde mahremi olmayan kadınlara nazar etmesi haramdır. Müslümana yakışan, hem kendini ve hemde yakınlarını mahremlerini böyle bir günaha düşmelerinden sakındırmaktır. Çünkü nazar (bakışlar), şeytanın zehirli oklarından zehirli bir oktur. İslamdan uzaklaşarak, hakiki benliklerini kaybetmiş toplumların en belirgin özelliklerinden biri de günahlara, haksızlığa yeltenmektir. Örf ve adetleri bahane ederek, İslamın emir ve yasaklarını çiğnemek, kitap ve sünnetten uzaklaşmaktır. Örf ve adeti bahane ederek, eve gelen yabancı bir misafirin elini öpmek, komşu ve akrabadır diyerek, nikahları düşen müslüman kadınlarla erkeklerin bir arada oturması haramdır. İslam kadın ve erkeğin beraber oturmalarına müsade etmez. Hanefi fukahası, nikahlanmaları nesep, süt emme ve diğer sebeblerden dolayı haram olanların bir arada oturmalarının bir mahzuru olmadığı konusunda müttefiktirler. Nikahları muvakkat olarak haram olanlara gelince bunlar yalnız başlarına bir arada oturamazlar. Mesela: Mümin erkek baldızı ile, mümine hanımda kayınlarıyla yalnız başına oturamaz. Ama teyze, dayı, hala çocukları bahane edilerek, İslamın emri çiğnenip bir arada oturulamaz. Hz. Peygambere yirmi yıl hizmet eden sahabi örtünme emri gelmeden önce ev halkının bir ferdi gibi teklifsizce Resulüllah’ın hanei sadetlerine girer çıkardı. Diyor ki; Hicap ayeti nezil olduk- tan sonra, daha önce olduğu gibi, Resulüllah’ın evine gitmiştim. Resulüllah: Geri dön Enes! Buyurdu.Ondan sonra araya bir perde gerdi. Bir kurban bayramı günü Resulüllah terkesine amcasının oğlu Fazlı almıştı. Fazlı hanüz ergenlik çağına girmemişti. Haşimi kabilesinde yüzü güzel bir kadın Resulüllah’a soru soruyordu. Fazl ona bakıyordu. Resulüllah Fazl’ın çenesinden tutup çevirdi. Bu sırada Hz. Abbas onu görmüş. Amcan oğlunun boynunu niye çevirdin? Diye sormuş. Resulüllah ona bir genç erkek ve bir genç kadın gördüm, aleyhlerine bir fitneden emin olamadım, buyurdu.
Ümmü Seleme anlatıyor: Resulüllah’ın yanında idim. Yanımda Meymünede bulunuyor- du. Ansızın İbni Mektup çıka geldi Resulüllah hemen bize kendinizi koruyun, içeri girin buyurdu. Biz “o ama bizi görmez” dedik. Resulüllah (s.a.v.) onun gözleri körse, sizin gözleriniz görmüyor mu, buyurdu.
Müslüman kadınlar olarak artık kendimize gelmeli, Peygemberimizin sünetine sarılmalı, ondan başka bir yola iltifat etmemeliyiz. İslamın hertürlü emirlerini tereddütsüz yerine getirmeliyiz. İslam’ı tavizsiz bir şekilde yaşayıp yaşatan gerçek birer mümin ve mümine olmaya çalışalım.
İslam kdına değer verir. Onu korumak için çareler gösterir. Onu rencide edecek herşeyi açıklar ve müslümanın dikkatini çeker. Örneğin: Geride “İHTİLAT, HALVET, ve TEBERRÜC” başlıkları altında izah ettiğimiz gibi, kadının şahsiyetini, şerefini ve iffetini yaralayacak her şeyi İslam yasaklamıştır.
Kadın, hayatın ilk mektebidir. İnsan neslini sürdüren iki temel öğeden biridir. İlk yetiştirme okulunun hocası, nesillerin mürebbiyesidir. Kadın insan toplumunun başlangıç noktasıdır. Kadın deyince akla gelen ve gözle görülen gerçek budur. Eğer kadın olmasaydı, yeryüzünde insan diye bir varlık da olmazdı.
Kadın, insan neslini besleyen göğsünde büyüten bir fıtrat yuvasıdır. Kadınlıkta esas budur. İslam’da bu esasa dayanarak kadına ilişkin hüküm ve kanunlarını koymuştur. Kendisine bir takım hak ve görevler tanınarak erkeklerle aynı hukuk düzeyine çıkarılmıştır. Çünkü İslam öncesi toplumsal düzenlerde kadın, hukuktan yoksun bir varlıktı.
Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek pek çok toplumun vazgeçilmez geleneğiydi. Kız çocuğunun yeryüzünün varlığından bile rahatsız oluyor ve bundan utanç duyuyorlardı. Diri diri gömmenin altında yatan neden bu utancı yaşamamaktır. Kadın insanmıdır, değilmidir? Ruh taşıyurmu, taşımıyormu? Bilginler ve dini önderler çağlar boyunca bunun tartışmasını yaptılar. Örneğin: Hinduizm, kadının kutsal kitabı öğrenmesini yasaklıyordu. Çünkü kadın buna layık değildi. Budizme göre, kadınla ilişki kuran bir kimsenin kurtuluşu mümkün deyildi. Hıristiyanlık ve Yahudilik kadına günah ve suç kaynağı gözü ile bakıyordu. Yunanlılar bilimsel, kültürel, kişisel hukuk veya uygarlık alanında kadına en ufak bir hisse vermiyorlardı. Roma, İran, Çin gibi başka uygarlıklarda da durum aynıydı. İşte bu cezalandı-rıcı inançlar sonucu kadını sosyal varlığını, özgün yapısını ve tüm hukukunu unutup gitmişti.
Ama İslam’ın gelişi, bu sapık inançların sonu oldu. Çünkü, İslam, kadınada erkeğede hayat hakkı tanıyan biricik din idi. Çünkü kadının saygınlık ve hukukunu zihinlere yerleştiren İslam, erkeklik ve kadınlık anlayışını adilane bir düzene koyuyordu.
İlim ve bilgi kapılarını kadına açıyor. Kur’an ve Kur’an tefsiri dahil kutsal ilimleri öğrenmesini serbest bırakıyor ve hatta teşvik ediyordu. Peygamberimiz: “İlim öğrenmek, kadın–erkek her müslümana farzdır.” diye buyuruyordu. Kur’anı kerimde pek çok eyetinde de kadının toplumsal durumu dile getiriliyordu. Örneğin: “Sonunda Rableri, erkek veya sizden emel eden hiç bir kimsenin bu amelini zayi etmeyeceğim, siz (kadın-erkek) birbirindensiniz diye dualarına cevap verdi.” (A. İmran:195)
Şu halde İslam kadını, toplumsal surumluluğunu bilmek zorundadır.Toplumda, toplumsal hayatın vazgeçilmez bir üyesi olarak kadının varlığını kabullenmelidir. Bu nedenle İslam’ın kadın hakkında verdiği emir ve yasaklar, hak ve ödevlerin hepsinin kadının lehinde vaz edilen ilahi prensiplerdir. Günümüz dünyasında yaşanan hayat tarzı ve olaylar bunu en güzel biçimde ortaya koymaktadır.
Kadını korumak, kollamak ve kurtarmak, onu erkekle yarışa zorlamak değildir. Onun görüntüsünü bile paraya tahvil eden baldır bacak gazetelerinin tahribatına anadolu kadınının aldırdığınımı sanıyorsunuz? Hak adı altında haksızlığı getiren medeni ve madeni kanunlarınızda istediğiniz değişikliği yapın. Gidin köylerde göbek atın, çifte telli oynayın! Dilediğiniz kadar açılın, saçılın, ne yaparsanız yapın, sizi; iffet ve hayanın simgesi “CAR”ı, “ÇEMBER”i, “EHREM”i ve “YAŞAMAĞI”ıyla toplumu derleğip toparlayacak olan yine anadolu kadınıdır.
Anadolu kadını erkekle yarışa kalkmaz, erkeğin erkek, kadının kadın olduğunu bilmenin ince bilinci içinde inanç ve kıvançla yaşar. Hayatın yükünden kendi payına düşeninden çok daha fazlasını taşıdığı halde, yine de hayatından bezgin değildir ve erkeğine karşı hiçbir zaman hiç bir kompleks taşımaz.
Kadının kadınlığını aşarak erkekliğe taşması, erkeğin de erkekliğini aşarak kadınlığa bulaşması, şişman şehirlerin “KÜLTÜR” ortamın da gelişiyor.Ve bu, kimi seni beni bilmez, gerçeği görmez yarasa tabiatlılar tarafından hüner sanılıyor. Şeytan için şeytanlık elbette hünerdir, ama kadın kadın olarak, erkekte erkek olarak kalmalı değilmi?
Kadını lağıma sokmak, ne erkekliğe sığar, ne insanlığa! Ve hayatın lağımında daha beter yanlarıda vardır. Kadıları bunlara sokmak, onları horlamaktır. Yaratılıştan sahip oldukları mana ve zarafete hakarettir.
          KADINLARA HAS BAZI ÖZELLİKLER
Bir takım hükümlerde kadın erkeğe muhaliftir. Yani, erkek gibi değildir. Bir takım farklılıklar vardır ve bir kısmı şunlardır:
1- Zarüret olmadığı müddetçe, kadının saçlarını kesmesi yasaktır.
2- Buluğ sebebleri erkeğe nazaran daha ziyadedir. Örneğin: Hayız görmek ve hamile kalmak gibi.
3- Sesi fitneye sebebiyet verdiği için, ezan ve kameti mekruhtur.
4- Yüzü ve elleri müstesna bütün vücudu avrettir.
5- Bir noktada kadının sesi avrettir. Bu nedenle namazda imamın yanılmasını ikaz etmek için, erkeklerin “SUBHANELLAH” demesi, kadınların ellerini çarpması gerekmektedir.
6- Namazda ellerini kulakları kizasına kaldırmaz. Ancak göğüsleri hizasına kaldırır.
7- Cahri namazlarda kıraatı açıktan okumaz.
8- Bir şey ariz ve vaki olduğunda ikaz etmek icap ederse, tasbih etmez, ancak ellerini çarparak ikaz eder. Beşinci madede beyan edildiği gibi .
9- Erkek cemaate imam olması uygun deyildir. Ve bu imamet sahih olmaz. Çünkü, imamlığın sıhhatının şartlarından biri de erkek olmaktır.
10- Caiz olmakla beraber, kadının camiye cemeatla namaz kılmaya gelmesi mekruhtur.
11- Kadına cuma namazı farz değildir.
12- Kocası veya mahremlerinden biri olmadan yolculuğa (90 km.lik mesafeye) çıkması caiz değildir. Kocası veya mahremi bulunmayan kadına hac farz deyildir. Şartları tahakkuk eder hacca giderse, aşikare telbiye getiremez, dikişli elbiselerini çıkarmaz, iki yeşil direk (safa ile merve) arasında remel yapamaz, saçlarını ihramdan çıkmak için tıraş etmez, ancak azıcık saçlarını ucundan alır.
13- Cuma günü hutbe arad edemez. Cumanın dışında erkeklere bir hitabette bulunamaz.Kadınların kendi aralarında hitabetleri ve konuşmaları bundan mustesnadır.
14-İhramlı iken mest giyebilir.
15-Hayız olayından dolayı veda tavafını terkeder. Tavafı-ifada (farz olan tavafı) ise, temizleninceğe kadar tehir eder.
16-Beş parça kefenle kefenlenir: 1- Kamıs, 2- Himar, 3- İzar, 4- Lifafe, 5- Hırka.
17- Cenazeye tabi olması meşru değildir. Çünkü bu konuda Peygamberi yasak vardır.
18- Kısas ve hadlerde şahitlikleri kabul değildir.
19- Ayaklarına ve ellerine kına yakmaları mubahtır. Erkekler için zaruret olmadığı müddetçe kına yakmaları mubah değildir.
20- Bazı miras konularında, Şahitlikte, diyette, akıka kurbanında ve benzerlerinde erkeğinin yarısına sahip olması.
21- Çocuk bakımında (hıdane) birinci sırayı kadın alır ve kadına öncelik tanınır.
22- Müzdelifeden minaya inerken, namaz yeriden ayrılırken kadınlara öncelik tanınır.
23-Kadın erkek cemaatle namaz kılındığında, kadınlar en arka saflarda yerlerini alırlar. Zira, namaz kadınların saflarının en hayırlısı en son saftır. Son zamanlarda gündeme getirilen kadınların cenaze namazı kılmaları, cuma namazlarına katılmaları ve normal anlarda yani, beş vakit namazlarda bile erkek cemaattle beraber omuz omuza namaz kılmaları tartışması... Henüz hafızalarımızda unutmadık. İslam’ı bilmeyen ve bir ilmihal kitabına bile bakmayan kadıların davası namaz kılmak değil, bilakis dava ve amaçları bellidir onların....
24- Kadın erkek canazeler bir arada ictima ettiğinde, erkek cenazeler imamın önünde, kadın cenazeler ise, kıble terafından konur.
25- Kadın “AKILEYE” tabi deyildir, her hangi bir diyet ödemez.
Akıle ne demektir:
Akıle: Katili belli olmayan kişi için kasemeye tabi tutulanların ödedikleri diyet demektir.
26- Yabancılarla (na mahrem kişilerle) başbaşa kalması kadına haramdır. Her nekadar, hanımı nikahı altında olduğu muddetçe, baldızı ile evlenmek caiz deyilsede, baldızı mahremi değildir, örtüsüz yanında oturamaz, yanlarında mahremlerinden biri olmadan başbaşa kalamazlar. Bir erkek için baldızı, amca ve dayı kızları, teyze ve hala kızları namahremdir.
Ey Müslüman kadın, Ey saliha anne ve itaatkar eş! Yukarıdaki 26 madeyi okudun . Bir daha oku! Ve düşün! Sakın ha çağdaşlık adına ortaya çıkan, feminizm türküleri söyleyen şeytanlaşmış insanlar gibi, bu İslami ölçülere itiraz etme! Kadının yapması geeken in erkek terafından yapıldığı bu zamanın kadının halinden sakın. Çünkü ailenin düzeni dağıldı. Kocanın kontrolü kayboldu. Eşler karşılaştıkları buzuk ortamda ve bozuk şartlar içinde yalpa-ladılar ve ahlakın bozulmasından dolayı batının ileri sürdüğü şeylerin peşinden koşan köpekler gibi oldular. Dinin her emir ve yasaklarına havladılar...
Allah’ın seni murakebe ettiğini ve onun kalplerin bütün sırları bildiğini unutmaktan sakın. İyi kalpli ol. Şeytanın adımlarına tabi olma. Batıda şeytanlaşmış insanların icat ettiği modalara kendini kaptırma. Çünkü şeytan ve şeytanın askarleri seni helaka götürür. Ve Allah’ın (c.c.) koyduğu sınırlardan seni çıkarır. Bu durumda aile üzerine bela ve ev üzerine de musibetler yağar. Ey saliha kadın! Bu durumda eşini ve çocuklarını Allah’a ve Resulüne itaat olan şeylere teşvik et. Her türlü ibadetini yerine getir. Bu neden, niçin emredildi diye, sorup durma. Müslüman, herşeyi ile Şer’i hükümlere teslim olan insandır.

                      MÜSLÜMAN KADIN

İmanı bütün... Ruhça sağlam bir sütun... Fikirde mekaddesatçı... Zikirde maneviyatçı.... Kalbi temizdir, gönlünde iman çiçekleri açar.... Yüzünden bellidir imanı, etrafa nur saçar... Şeytan onu görünce tutunamaz kaçar... O, sosyete kadınından çok başka türlü, baştan tırnağa kadar örtülü.... Anlı ak... Ruhu ak ve pak.... Kalbi Allah’ın zikri ile çarpar. Tıpkı saat gibi: tik – tak.. Eşinden izinsiz sokağa atmaz adımı, iffet ve ismet içinde her zaman korur adını... Baktığın zaman yüzü, sanki bir melek yüzü... Konuştuğu zaman şekerden tatlıdır sözü... konuştuğu zaman kıvırtmaz, işve yapmaz... Kimsenin bir şeyini kıskanmaz, toktur gözü.. İçi hastalıklardan arınmıştır, paktır özü.... Temizlikte titiz... Koca ve evlat hizmetinde aceleci ve tiz.. Allah korkusu, ahiret endişesi yüzünden belirmiştir silinmez iz.... Yıllardır hasretsiz böyle hanımlara biz..... İlgilendirmez bizi, nasıl düşünürseniz düşünün siz!... Namaz – oruçla haşır – neşir... Kafa ve ruhça her gün bıraz daha gelişir... Arzulanan mertebeye erişir... Kur’andan alır dersi, asla yırtılmaz haya perdesi, bilir ki namahreme yasaktır sesi, zikrullah ile meşgul olarak alıp verir nafesi, böylece terbiye eder kötülükle emr eden nefsi..... Şöhret budalası değildir; Allah’tan başkasına eğilmez, madde için manayı feda etmez... Züppe ve hoppa yaratıkların ardından gitmez... Fitneden uzak durur, vakti gelince bırakır içini, abdest alıp namaza durur, şeytanın gözüne yumruğu vurur..... Allah’ın yasak kıldığı şeylere gözü kapalı, namus düşmanlarına karşı eli sopalı... Gaye edinmiştir kendine İslamı.... Bütün davranışlarında ondan alır ilhamı.... Her zaman yürekli... Allah’la irtibatı kesmez, ibadeti sürekli. Maddi – manevi işi çoktur, bu sebeple sokakla arası yoktur..... Kem gözlere kendini seyrettirmez, gidip berbere deve hörgücü gibi saç yaptırmaz, yılışık kadınlara pabuç kaptırmaz.... Mevlanın kendine verdiği güzellikle yetinir, kendini hemcinsine ahlakça üstün kılacak nitelikler edinir... Dünya ve ahiretini birlikte yürütür, çocuklarını İslami terbiye ile büyütür.......

                       MODERN KADIN

Giyim – kuşamda açık... Evde tertipsiz ve saçık... Akıldan kaçık.... Fikirde solak... Konuşmada salak.. İş – güçte asalak... Düğün ve cümbüşte oynak.... İçkide tercihi konyak... Düşüncede bunak ve tam bir manyak.. Günah ve anarşiye atak, sükse ve gösterişte yatak, namusça tam bir batak. Benzi soluk, görünüşte donuk, gelişmede ise heniz çocuk. Hava bakımından yırtık perdeli, iffetçe serapa deli. Anayı dinlemez, babaya moruk der, kocaya başkadırıp isyan eder, çocukları İslami ahlaktan mahrum eder. Kafayapısı boş ve çürük, ruh yapısı yıkık ve çökük, beden yapısı bükük.... Moda ve eğlenceye düşkün... İbadet ve maneviyata küskün... Soluğu sokakta alır her gün.... Romana düşkün, dini kitap hiç okumaz..... Günde birazcık olsun ibadet yapmaz.... İhlas ve samimiyetten yoksun, hiç kılmaz namaz.... Geceleri çok geç yatar... SABAHları öğlene doğru kalkar.... Vazife yapmaz, bütün gün camdan sokağa bakar... Yiğitler, kahramanlar yetiştiren analara gerici der... Geçmişini beğenmez, beyinsizlere itibar eder... Yitirmiş kişiliğini gezer der- beder..... Söyle kardeşim, böyle bir kadından hiç ana olur mu? Vatana millete yararı dokunurmu? Topluk böylelerinden felah bulurmu?

                           UYAN !!!

Ey çağdaşlık ve modernizm adına ortada dolaşan KADIN! Ömrünü boşa geçiriyorsun gibi geliyor bana... Ömür... Boşa geçirmek... Belki de kafada bu iki mefhumun eseri bile yok.Yaratılışın, hayatın gayesinden bihabersin. Bu dünyaya niçin geldin? Burada ne yapman gerekir? Nasıl bir hayat sürmelisin? Verilmiş bir sözün, ahdın ve misak’ın var mıdır? Vazifen, mes’uliyetin nedir? Bunları hiç düşündün mü? Aklın fikrin yemek, içmek, giyinmek – kuşanmak, süslenip sokağa çıkmak, gezip – tozmak veyahut yatıp uyumak... Ömrünü bunlara mı harcayacaksın? Hayvanlarla senin aranda bir fark olmayacakmı?  Geceleri başını kaldırıp semaya, büyük uzaklıklardaki milyonlarca, milyarlarca yıldızlara ibret ve hikmet ile baktığında kainatın sırları zihnini tırmalamıyormu? Üstünde yaşadığın şu dünyadaki canlı, cansız varlıkları ne zaman görecek ve hayranlık içinde: “ Ya Rabbi, sen bütün bunları boşuna yaratmadın....” diyeceksin? Ne zaman kendini bileceksin?.. Yoksa sualime hayretmi ediyorsun?.. Kendini tanıdığını mı zannediyorsun? Hayır! Sen kendini ve kendi nefsini bilmiş olsaydın Rabbini bilir ve böyle başıboş, avere, perişan dolaşmazdın. Bitsin artık bu derbederlik. Yazık sana! Yazık senden gelecek nesillere! Artık kendine gel, artık kendini bil... Bil ki sen yaratılmışsın ve senin bir Yaratıcın vardır. Yine bil ki, sen bu dünya hayatına maksatsız gönderilmemişsin, bir gün hayatından hesap vereceksin. Bil ki, sen Yaratıcını unutsan da O seni unutmaz. Başıboş değilsin. Doüum ve ölüm... Hayatın başı ve sonu. Bil ki, senin maceran ne doğumla bailamıştır, ne de ölümle biter. Doğumdan önce senin verilmiş bir sözün vardır. Bu sözü, bu ahdi, bu misakı unutma. Hani Allah ruhlara sormuştu:

- Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?

-Sen de o zaman:

- Elbette sen benim Rabbimsin, demiştin.

 -Silkin bu gafletten, hatırla o anı, verdiğin sözü yerine getir.