DÜĞÜNLER NASIL OLMALIDIR?

Bir yanda yabancılaşma bir yanda ilgisizlik ve tepkisizlik sonucu zevkler, tercihler, bunun sonucu da güzel geleneklerimiz değişiyor, eğlence anlayışımız değişiyor.

Son yıllarda düğünlerimiz de milli olmaktan çıkmış, yozlaşmanın kötü örnekleri sergilenir hale gelmiştir.

Düğünler güç gösterisi haline dönüşmüştür. “Benim, düğünüm daha görkemli olsun; daha çok içki içilsin, silah atılsın ve dolarlar kapışılsın, dansözler oynasın” yarışındayız. Orta halli ve fakir aileler bundan olumsuz etkileniyor. Ya zorlanarak ağır yükün altına giriliyor, sıkıntı aile saadetini bile etkiyor veya bazı aileler düğün etmeye cesaret edemiyor, evlenmekten bile vazgeçiliyor.

Geleneklerimiz ve inancımız gereği farlı düğün yapma istekleri fırsat bulamıyor. Yeni nesilden gelen müsbet teklifleri ana babalar: “Ne derler” gerekçesiyle red ediyor. Sevap kazanarak değil, günaha girerek düğünler yapılıyor.

“Müslümanız el hamdilillah, ama nişanlar, düğünler böyle oluyor ne yapalım” baskısından kurtulamıyoruz.

Halbuki her müslüman Türk ailesi, iyiliğe hayra vesile olacak, günahsız, iyiliğe çığır açan, bize yakışan düğünler yapabilir. Böylece mutlu ailenin temeli atılmış ve boşanmaların önüne geçilmiş olur.

Eğer inancımızı devreden çıkarırsak düğün merasimlerimiz günahların bolca işlendiği merasimler oluveriyor. Aklı başında insanlar, dinin emirlerinin yerine getirilişine bakıp “Bu böyle olmamalıdır” diyor. Bir bozulmadır almış başını gidiyor. “Dur!” diyeceğimiz yerde âdeta körüklüyoruz.

Gençlerimiz evlenmenin kutsallığını bilmiyor. Ana baba ne yaptığını bilmiyor. Çılgınlık gösterileri ön plâna çıkıyor. İnancımıza uygun olmayan şeyleri yapma konusunda kendimizi âdeta mecbur hissediyoruz.

Şer güçler, yozlaşmayı, günah işlemeyi ve isyan etmeyi çağdaşlık ölçüsü saymış. İnsanımız; “o ne der? Bu ne der? Diyor da Allah ne der?” demiyor. Daha kurulmadan aile yuvasının temeline dinamit koyuyor.

Şöyle derler : Kırık camdan kiliseye giren karga, kutsal şaraptan içmiş, putun üzerine pislemiş, ortalığı dağıtmış. İçeriye giren papaz şaşırmış ve demiş ki : “Müslümansan niye şarap için? Hristiyansan neden putun üstünü pisledin? “

Sahi, biz neyiz, kimiz? Hangi kimliği taşıyoruz?.

Müslümanlar olarak her şeyin iyisini, hayırlısını ve faydalısını yapmamız gerekmez mi?

Şu halimizle sünnet ve düğün merasimlerimize peygamberimiz çıksa gelse, bizi tanıyacağına ve merasimimizi kabulleneceğine inanıyor musunuz?

Yaptığımız işleri Allah’ın rızasına uygun yapmadığımız için hayrı olmuyor. Yamuk iş yapıyoruz.

Bazıları ; “Ben isteyerek yapmıyorum, isteyerek gitmiyorum” diyerek kendini savunuyor. Böyle şey olmaz.

Saygı duyduğum bir dinleyicimiz düğün davetiyesi getirdi. Kendisine : “Kusura bakma düğünlerimizin manzarası ve düğün salonlarımızın durumu uygun olmuyor, gelemem” dedim. “Zaten sizin gelmeniz uygun olmaz hocam!” dedi. “Bana uygun olmaz da size uygun olur mu? dedim. Boynunu büktü...

Allah’ın razı olmayacağı törenlere gitmeyerek tepki göstermek, başkalarına da örnek olmak ve cesaret vermek sevaptır.

“Davete icabet sünnettir” deniyor. Uygun olmayan davetede gitmemek sünnettir. Hz. Peygamber (SAV) gençken iki defa düğüne gitmek istemiş, yolda uykuya dalıp gidememiştir.

Düğün sahipleri işledikleri günahlardan kurtulmak için bir dua ile veya mevlid okutarak temizlendiklerini zannetmemelidir. Böyle yerlere giden din görevlileri de vebâl altındadır.

Düğün eğlenceleri kad7ın kadına, erkek erkeğe günaha girmeden de yapılabilir. Geleneklerimiz canlandırılabilir.

Allah’ın emri, peygamberin sünneti olan düğün nasip olmuş gelin adayı, müstehcen gelinlik giymeyebilir.

Her türlü israfın istenirse önüne geçilebilir. Lüks davetiyeler yerine broşürler bastırılabilir, fakir fukaranın davet edilidiği sofralar kurulabilir.

Günahsız sohbetlerle, ilâhilerle, tekbirlerle düğünler yapılabilir.

DÜĞÜN SALONLARININ DURUMU BİZE

UYGUN MU?

Düğün salonlarının durumu, inancımıza, geleneklerimize uygun olmadığı gibi havası, gürültüsü, görüntüsü ve ikramları ilede sağlığa uygun değildir. Kıyafetlerde uygun olmuyor.

Düğün salonlarındaki çalınan müzik ve bu müzik eşliğinde oyanan oyunlar, meşru değildir. Eğlence diye, insan fıtratına uymayan çılgınlıklar yapılmaktadır.

İslâm’da eğlence, kadın kadına, erkek erkeğe olur. Ama bizim salonlarımız ise, turşu köpüğüne benziyor, salata gibi. Ne inancımıza uyuyor, ne de gelenek göreneklerimize uyuyor.

Eğlence, milli değildir, oyun milli değildir, kıyafet, ne millidir, ne de dinidir. Bize uymayan kıyafet ve oyunlarla cinsler, birbirini tahrik etmektedir.

Dinin emri olan evliliği gerçekleştirirken, kimse günaha girmemeli ve günah ortamı hazırlanmamalıdır. Zira günah işlenerek Allah’ın emri yerine getirilemez. Günah işlenerek, isyan ederek bir yuva, uzun ömürlü de olmaz. O evlilikten doğan çocuklar da, anasına babasına itaatkâr, salih evlatlar olmaz.

Bugünkü haliyle düğün salonlarımız, âdeta isyan ve çılgınlık yerleridir. Günah işlenen yerler halindedir.

Bugünkü düğün salonlarına gidip de eğlenmiş, dinlenmiş, dini ve insani görev ifa etmiş olunmuyor. Kimsede günah kazanmadan düğün salonlarından ayrılmıyor.

Düğün sahibi, illâda bir salon tutmak, günaha girmek, başkalarınıda günaha girecek ortam hazırlamak zorunda değildir. Ayrıca bu şekilde harçanan paralar da meşru değildir.

Bir kardeşimiz, böyle bir salon tutmak zorunda kalırsa, günaha girmemek ve başkalarınında günahına sebep olmamak şartı ile salon kiralayabilir. Ama günah için ortam hazırlanmamalıdır.

Çılgın eğlenceler yerine sohbetli düğünler yapılabilir. Davetiyeler, bilgi veren kalıcı, yırtılıp atılmayan davetiyeler olabilir. Ayet, hadis yazılıyor sonrada çöpe atılıyor. Besmele yazılıyor, yırtılıp atılıyor. Davetiyeyi atmayan yok ki.

Niye böyle yanlış yapıyorsunuz? denilince : Adet, böyle gelmiş, böyle gidiyor” deniyor.

-Yanlış da ısrar edilmez.

-Yanlış devam etmez, etmemelidir.

Peygamber zamanı mekke müşriklerinde de atalarının örf ve âdetleri (kültürleri) ön plandadır.

Nitekim “Günah işlediğimiz elbiselerle ibâdet edemeyiz” diyerek, Kâbe-i Muazzama’yı çıplak vaziyette tavaf ediyorlardı. Selim akıl sahibi kimselerin ve haniflerin, “Çıplak vaziyette tavaf etmek doğru değildir” tarzındaki ikazlarına kızmışlar ve “Biz atalarımızdan bu şekilde gördük. Allah emretmeseydi, onlar hiç çıplak bir vaziyette tavaf ederler miydi?” diye onları azarlamışlardır.

Allah soruyor :

-Ya onlar sapıklık içerisinde iseler?...

Mutlu bir yuva kurabilmek için önce güzel bir davetiye bastırılmalıdır.

Hayra vesile olacak şekilde sohbetler yapılmalıdır. Çılgınca eğlencelerden kaçınılmalıdır.

Peygamberimiz (SAV) : “Cennetin etrafı nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle, cehennemin etrafı ise, nefsin hoşuna giden şeylerle çevrilmiştir” (Müslim Cennet : 1) buyurur.

Düğünlerde alkok ikram etmek, alkol almak, silah atmak, sokakları birbirine katmak, korne çalarak rahatsızlık vermek gibi taşkınlık ve çılgınlıklar yapmaktan sakınmak gerekir.

DÜĞÜNLERDE ŞARKICI KADIN DİNLENİP SEYREDİLEBİLİR Mİ?

Fıkıhta bir kural vardır : Günaha götüren şeyde günahtır. İnancımıza göre meşru, ciddi olmayan kadın sesi hoş görülmemiştir.

Nur Sûrisinin 31. ayetine göre; kadınlarda erkeklerde gözlerini harama bakmaktan sakındıracaklardır.

Peygamberimizin hadisine göre ilk bakışta günah yoktur, bakışa bakış eklenmeyecektir.

Örnek olarak verdiğimiz bu ayet ve hadise göre, erkek olsun kadın olsun, karşı cinsi seyredemez. Zira Allah’ın emirleri iki taraf içinde geçerlidir.

Dinimizde şarkıcı kadını dinlemek, seyretmek, ekranda olsa, sahnede de olsa haramdır. Çünkü; fercin zinası olduğu gibi, elinde, gözünde, kulağında, dilinde zinası olduğu bildirilmiştir. Hatta kötülüğü hatırlatan ve kötülüğe götüren düşünceler bile hoş değildir.

Efendim, böyle denildiği zaman “senin kalbin kötü, bakmayıver, seyretmeyiver” deniyor. Bu, kötülükleri mâsum gösterme, yayılmasına zemin hazırlama gayretlerinden başka bir şey değildir.

Bakın Ramuz’da bir hadis okudum : “Şarkıcı kadının parası haram, onu dinlemek haram, onun yüzüne bakmak haram. Onun parası, köpek parası gibidir.”(269/6) buyrulmuştur.

Bizi ne zaman soydular, sahnelere çıkardılarsa, işte o zaman candamarımızdan vurdular...

Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinde şarkı söyleyen kadını hoş karşılamamıştır. Nikâh, nişan, düğün gibi törenlerde dansöz olsun, şarkıcı olsun asla inancımıza ve kültürümüze uygun değildir. Zaten aşktan, şaraptan, şehvetten bahseden şarkı, islâm fıkhında haramdır.

Eğer kadın şarkıcı, sadece kapalı yerde kadınlara olursa, uygun şeyler okuyabilir. Yalnız, söylenen şeyler, ahlak bozucu, kötü yönde etki yapan sözler olmamalıdır. Ayrıca, nefsi tahrik etmemeli, günah ve haram olan bir şeyi övmemeli, hatta günahı haramı hatıra getirmemelidir. Bu şartla kadın kadına eğlenilebilir.

Hz. Ali (ra) bir hadis nakleder :

“Ümmetim işleyince başlarına belânın çökeceği bildirilen on şeyden biri, şarkıcı kadınların ve çalgı aletlerinin türemesidir.” (Prof. Dr. H. Döndüren, Aile İlmihali : 190)

Ayrıca çalgıcı kadına verilen para ve onun alması haramdır. (Age:192)

İnsanlara masal anlatıp, eğlendirip inanmaktan ibadetten alıkoymaya çalışan Nadi b. Hâris için Lokman Sûresinin 6. ayeti inmiştir. Boş şeylerle vakit geçirmek kınanmıştır.

Necm Sûresinde : “Kıyamet yaklaştı. Siz gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! Siz gaflet içinde oyalanıyorsunuz” denilerek günaha dalanlar kınanmıştır. (Bak Necim 57-61)

Allah Rasûlünün bir hadisi var : “Allah’a yemin olsun ki, aşırılık ve oyun eğlence üzerine geceleyenler, sabah domuz ve maymun sûretinde kalkar. Buna sebep haramı helâl saymaları, çalgıcı kadınlar edinmeleri, içki içmeleridir...” (Ramuz el-Ehadis:459/2) diyor.

İslâm’da meşru olmayan zevklere müsade yoktur.

Kur’an’da : “Kim iyi bir işe aracılık ederse, onunda o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah herşeyin karşılığını vericidir.” (Nisâ Sûresi:85) buyrularak olumsuz çığır açmak konusunda müslümanlar uyarılmıştır.

Düğün hediyesi olarak yeni evlilere faydalı olacak ve aile yuvasını devam ettirmekte istifade edecekleri kitaplar verilebilir.

Düğün sahibi de şeker, çiçek yerine aynı fiyata mâl olacak olan broşürler dağıtabilir.

Unutmayalım, günaha giden yollar çoktur. Günah işlenerek kurulan yuvadan hayır gelmez. Hayırla başlayan hayırla devam eder, şerle başlayan da şerle devam eder.

Sonuç olarak; yozlaşmış düğünler yerine, milli oyunlarımızın oynandığı, gümbür gümbür mehterimizin çalındığı düğünler gündeme gelmelidir.

Tebliğ görevinin yapıldığı düğünlerin sayısı arttırılmalıdır.

DÜĞÜNLERDE DANSLI-MÜZİKLİ EĞLENCELER

DOĞRU MU?

İslâm’da eğlencede yasak değildir. Müzik de yasak değildir. Meşru olmak şartı ile nişanda, nikâhta, düğünde eğlenebilir.

Hz. Peygamber (SAV) : “Nikâhı ilân edin ve tef çalın buyurmuştur. (Tirmizi, nikâh : 6)

İslâm’da düğünlerde çalgı çalınabilir (K.Sitte 17/1900) Yalnız sarhoşların, meyhanelerin kullandığı çalgı aletleri kullanılmamalıdır. Yani müslümanın düğünü, müslüman olmayanın düğünü gibi olmamalıdır.

Halil Günenç (GMF 2/199) : “Çalgı aletleri ile şarkı haramdır” Ancak, nefsi arzuları tahrik etmeyen aletler çalınabilir, dinlenebilir” der.

Çalarken, eğlenirken, söylenen sözlerde müstehcenlik olmamalıdır. Tahrik eden, fuhuş kokan, kötü düşündüren, kötü şeyler hatırlatan sözleri söyleme, dinlemek haramdır.

Kur’an’da : “İnsanlardan bazıları, Allah yolundan sapıtmak ve o yolu eğlence edinmek için, bâtıl ve boş lafa müşteri çıkar (kıymet verir) işte bunlara şiddetli azab vardır” haberi verilmiştir.

Bize bol bol eğlenmeyi alıştırdılar. Kendi oyunlarımızı unutturup dans adı ile tahrik eden, fuhuş kokan oyunlar öğrettiler. Dans, kıvrak hareketlerle, oynayanları, seyredenleri kötü yönde etkiler. Bazısını alkole, fuhşa götürür. Kalbe nifak sokar. Bizim milli oyunlarımızın hiçbirinde belden aşağı oynama ve kıvırtma yoktur.

Sonuç olarak; insanı iyi duygulardan alıkoyan aksine kötüyü hatırlatan; çalışmaktan, ibadetten alıkoyan, kötü alışkanlıklar kazandıran, nefse hitap eden oyun, eğlence ve şarkı dinlemek, seyretmek uygun değildir. Hatta televizyon karşısında da uygun değildir. Çünkü; birşeyin günah ve haram olduğu bildirildiyse, onun helâl olduğu yer yoktur. Helâl olacağı zamanda yoktur.

İnsan hayatı üzerinde müzik çok etkilidir. Oyun ve eğlencelerde etkilidir. Müslüman olarak bize yaratılış gayesine uygun, mâneviyatı unutturan değil, Allah’a götüren müzik lâzımdır. Çünkü kim hangi müziği dinliyorsa o havaya giriyor ve o müziğe uygun oyun oynamaya başlıyor.

Soruyorlar:

-Çalgı âleti ile ibâdet olur mu? diye

-Çalgı âleti ile hangisi olursa olsun, zikir olmaz, Kur’an okunmaz, ibadet yapılmaz. Çalgı âletleri kutsal mekânlarda da çalınmaz. Ezan okunurken çalınmaz.

KADIN ERKEK YAPILAN DANSIN HÜKMÜ NEDİR?

Dans, ilkel toplumlarda cinsi arzu ve istekleri tahrik vasıtası olarak ilkel bir ifade şekli olmuştur.

Savaştan dönen erkeklerin karşısında kadınların erkekleri tahrik için yaptıkları çeşitli figürlerle başladığı bildirilmiştir.

Dansın temelinde tahrik vardır. Dans figürlerinin ifade ettiği anlam, tahriktir. Beden hareketleriyle nefsin arzularını karşı tarafa anlatmaktır.

Kuşların birbirlerine yaptığı hareketler bile onları çiftlişmeye götürmektedir.

Dans, yapıldığı salonlarda kalmaz, nefsi hisler yapıldığı yerin dışına taşar. Nefsi tatmin için cilveler devam eder.

Dansın ayakta tatmin yolu olarak tanımlanması da durumu anlatmaya yetecektir. Genç kızlarımız, sevip okşamanın öldürmek için olduğunu unutmamalıdır.

Jan Jak Ruso, Emil adlı eserinde şöyle der: (Sayfa :293) “Dans, şeytanın icadıdır. Şeytan bu yolla insanların arasına girer, yaptırdığı cilvelerle onları tahrik eder” der.

Sarmaş dolaş yapılan dans, normal insanı bile çileden çıkarır.

Rus yazarı Tolstoy’a göre : “dans, genç ruhları şehvetle tutuşturan bir azırıcıdır. Ömrümce iffet ve namusına özen gösterdiğim kızımın dans salonunda bir delikanlının göğsü üzerinde teri terine karışmış, teni tenine doukunur bir vaziyette fırıl fırıl döndüğünü gördüğüm zaman şöyle haykıracağım gelir.

-Çapkın! Bırak kızımı kollarınının arasından. Çünkü ona hangi niyetle ve fikirle sarıldığını biliyorum.” (Acıklı günler)

İngiliz Elçisi Mıstır portır, hatıralarında şöyle der : “Türkler dans etmez, dans edenlere de iyi gözle bakmazlar. Türkler, dansı insanlık şerefini lekeleyen, insanın bayağı tarafına hitab eden bir hareket telakki ederler. Dans etmek için ya deli yada sarhoş olmak gerektiğine inanırlar.”

Dansın Fransa’da cinnet haline geldiği dönemlerde Kanuni S. Süleyman, Fransa kralına mektup yazarak bu tür hareketlere son vermesini istemiştir. Fransa’da uzun bir zaman dans yasaklanmıştır.

Dans, eşlerin birbirini kıskanma duygusunu zedeler, ayrıca güveni sarsar ve istenmeyen sonuçlara götürür.

Dans, tehlikeli bir tuzaktır. Ahlâk düşmanı Freud der ki : “Dans, cinsi arzularının tabii ifadesidir. Kollektif faaliyetler ile şehveti tahrik etme tekniğidir.”

Hemen : “o kadarda kötü düşünme!” diyenler olabilir. Eğer bir insan normal bir insansa, karşı cins kollarının arasında iken, karşı tarafa hissiz kalması mümkün müdür? Soruyorum.

Kimin kime ait olduğunu ayırt etmenin imkânsız olduğu toplantılar, iki cins arasındaki mesafeyi kapatan eğlenceler, mahremiyeti ihlâl eden, nişan, düğün, nikâh ve yaş günü toplantıları, edebe uygun olmadığı için büyük kayıplara neden olmuştur, olacaktır.

Birçokları için felâketin başlangıcı olmuştur, denilebilir.

Dansı, sanat ve çağdaşlık adıyla takdim, bir oyundur.

Ayrıca dansöz seyretmek de uygun değildir. Bu yolla kazanç sağlamak da uygun değildir. Çünkü dansözlük diye bir meslek yoktur. Meslek, faydalı olan, fayda sağlayan bir iştir.

İslâm’da ve geleneklerimizde böyle bir eğlence şekli yoktur. Bugünkü yapıldığı haliylede dans meşru değildir. Dansöz oynaması, oynatılması ve seyredilmeside meşru değildir.

Dansı ilericilik çağdaşlık olarak anlamakda yanlıştır. Zira bugüne kadar dans, hangi toplumu bir santim ileri götürmüştür? İlericilik böyle dansla falan olsaydı herkes ilerleyiverirdi.

Dans edip ceket yakmak, tabakların üzerinde tepinmekde insanı medeni etmez. İhtiyaç sahibi insanlara hakarettir. Milletle alay etmektir.

Dansın insanı rahatlattığı da söylenemez. Daha çok nefsi kamçılar, strese sokar. Ahlâki, manevi kayıplara neden olur.

HANGİ DÜĞÜNLERE GİDİLİR HANGİLERİNE GİDİLMEZ?

Atalarımız : “Davet edilen yere erinme davet edilmeyen yerde de görünme”, “Davetsiz yere çörekçi ile börekçi gider” demişlerdir.

Davete icabet, peygamberimizin sünnetidir. Gitmek sünnet olan yerler vardır. Gitmemek sünnet olan yerler vardır. Bazı yerlerde bulunmak, görünmek şarttır. Bazı yerlerde de bulunmamak görünmemek gerekir. Sonra Allah : “Ne işin vardı orada?” diye sorarsa, hesabını veremeyeceğimiz yere gitmemek gerekir, diye düşünüyorum.

Çoğumuz, komşu hakkını öne çıkarıp gidilmemesi gereken düğünlere gidiyor.

Düğüne gidilmeyecek diye bir şey yoktur. Her şey mübah, hoş, güzel olursa, hayırlı iş yapılıyorsa, peygamber sünneti işleniyorsa o düğüne neden gidilmesin? Kadın kadına, erkek erkeğe güzel güzel eğleniliyor, mahalli oyunlar oynanıyor, milli mûşiki çalınıyorsa, ne güzel olur. İlâhiler söyleniyor, sohbetler yapılıyorsa, bu düğüne gidilmez mi? Bu düğüne gitmezsek, orada görünmezsek günah olur.

Allah’ın, peygamberin koyduğu kurallara uyulan düğünlere mutlaka gitmek gerekir. Sosyal ilişkiler ve komşuluk ilişkileri koparılıp atılamaz.

Eğer bir düğünde haram iş işleniyorsa, kadın erkek karışık içkili danslı ise, o düğünün davetine icabet edilmez. Böyle bir düğün için, Allah’ın davetine icabet edilir. Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz.

Eğer bir yerde günah işleniyorsa, o yer çirkindir. Bu çirkinlik mutlaka oradakilere bulaşacaktır. Onun için meşru olmayan yere giden kimsenin gitmesi, “tavsip” demek olacağından, meşru olmayan yere giden kimse, orada işlenen günaha ortak olacaktır.

Zaman zaman soruluyor : Düğün sahibi bay-bayanının veya anne babasının kapıda durup gelen gidenle tokalaşması, öpüşmesi uygun mudur? diye.

-Asla. Günah işlemiş olurlar. Erkek-kadın ayrı yerlerde tebrikleri kabul etmelilerdir. Bu gelin içinde geçerlidir.

El öpmeyi saygıya bağlayanlar oluyor. Saygı sadece el öpmekle olmaz. İnanca saygı en büyük saygıdır. Bu da olgun insanın işidir.

İÇKİLİ DÜĞÜN YEMEĞİNE GİDİLİR Mİ?

Bazı kardeşlerimiz, davete icabet sünnettir. Hele komşu hakkı çok önemli bir haktır. Yemek, içkili de olsa davete icabet gerekir diyorlar ve her düğün davetine gidiyorlar.

Her davete gidilmez. İçkili düğün davetine gitmemek sünnettir. Çünkü peygamberimiz: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle yok edin buna gücünüz yetmezse dilinizle yok edin; buna da gücünüz yetmezse kalben buğzediniz. Bu ise, imanın en zayıf noktasıdır.” buyurmuştur.

Başka bir hadislerinde de : “Sakın sizden biri içki bulunan sofraya oturmasın” demiştir. (Tirmizi Edep : 43)

Cenab-ı Allah : “Doğrularla beraber olun” buyuruyor.(Tevbe Sûresi : 119)

Hz. Peygamber (SAV) : “Kendilerine zulmedenlerin bulunduğu yerde bulunmayın” (Tıbbı-ı Nebevi : 1/120) uyarısında bulunmuştur.

Kötülük işlenen, Allah’a isyan edenlerin bulunduğu yerlere Allah’ın rahmeti yağmaz, gazabı yağar.

Allah Rasûlüne göre içki bulunan sofraya oturmayacaktır. Müslümanlardan ve islâmı yaşayanlardan başkaları ile düşülüp kalkımayacak, yemeğini de ancak itikadı düzgün olanlar yiyecektir. (Riyaz’üs-Salihın 1/365)

Bir dinleyicim anlatmıştı. Adam yıllarca Almanya’da çalışmış bakmışki çocukları, torunları yozlaşıyor. Daha çok bozulmasınlar diye toparlanıp geliyor. Torununun düğünü olurken, düğün içkili, torunu öyle bir gelinlik giymişki, adam şoka giriyor, bir daha yüzü gülmüyor ve o hali ile kahrından ölüyor.

İşte böyle mürüvvet olması gereken olaylar, Allah’ın koyduğu nizama uymayınca mürüvvet olmaktan çıkıyor kahrediyor.

Ayrıca Allah’a isyan olan yerde komşu hakkı olmaz. Komşu hakkı, Allah’ın hududundan daha önemli değildir.

Eğer içkili olduğu biline biline iştirak edilirse, hele :”mezeleri kurtarıyorum” denilirse, bu son derece yanlıştır. Giden, böyle düğünleri meşrulaştırmış ve teşvik etmiş olur, bunun vebâli vardır, suça iştirak olur.

Böyle bir davete tepki gösterilmeli, iştirak edilmemelidir. Meşru olan davete icabet edilir. Allah’a isyan bayrağı çekene itaat edilmez.

Bir davete gittiniz. Baktınız ki içkili. Tavır almak gerekir. “Yahu geldik, şuracıkta oturalım, nasıl olsa içmiyoruz” denemez. Duruma göre bir mazeret beyan edip veya açıkça belirtip orayı terk etmek gerekir.

Böyle durumlarda içkili düğün yapanında, gelmeyene ve terk edene darılmaya, gücenmeye hakkı yoktur. Önce adam gibi düğün yapsın, Allah’tan utansın. Allah’ı darıltmasın.

Sonuç olarak; Bir müslüman, günaha göz yumamaz, harama rıza gösteremez. Mâni olacak durumda ise, mâni olur. Değilse tepki gösterip çekip gider. Yani düzeltmeye gücü yetmiyorsa, orayı terk etmeyede mi gücü yetmeyecek?

Ayrıca, böyle bir düğüne mevlid, dua, ve nikâh için davet edilen din adamı gitmemelidir. Günaha girmek istemiyorsa gitmemeli, tavır koymalı ve böyle düğünlere mani olmaya çalışmalıdır. İçkili, dansözlü düğünlerde dua edilmez, mevlid okunmaz.

Soruyorlar : “İçkili lokantada yemek yenir mi? İçki satılan yerden alış veriş yapılır mı?”

Cevap : Peygamberimiz bu konuda 10 kişiyi lânetlemiştir. Lânetlenenlerden olmamak lâzımdır. Aynı kapların kullanıldığı yerlerde yemek yenmemeli, günaha iştirak etmeme ve madden destek olmama yönü ile içki satılan yerlerden alışveriş edilmemelidir.

DÜĞÜNLERDE YAPILMAMASI GEREKEN HATALAR

Hayırla başlayan iş hayırla devam eder. Şerle başlayan iş de şerle devam eder. İlk düğmeyi yanlış düğmelerseniz ondan sonrası hep yanlış olur.

-Yapılacak düğünler için “Başkaları ne der?” , “kınanırız” düşüncesi ile hareket etme yerine, işin doğrusu ve yararlı olanı yapılmalıdır.

-Dinin emri, dine yakışır biçimde yerine getirilirse, murat edilen fayda sağlanmış olur.

-Geçici güzellikler,hiçbir faydası olmayan şeyler, ölçü olmamalıdır.

-Düğünlerle etrafa olumlu mesajlar verilerek düğün ve evlenmenin önü açılmalıdır.

-İki tarafı da ağır borç ve yük altına sokacak harcamalardan kaçınılmalıdır.

-Düğünlerde günah işlenmemelidir. Başkalarıda günaha sokulmamalıdır. Dikkat edilmezse, günaha giden yollar çoktur.

-Başkalarına kötü örnek olunmamalıdır. Mâida Sûresinin 2. ayetinde iyilere destek vermek, yardımlaşmak emredilmiştir. Günahların teşvikçisi olunmamalıdır.

-Güç gösterisi yaparak düğünler zorlaştırılmamalı ve israf yarışı yapılmamalıdır.

-Düğünlerde çevre ve ses kirliliğine neden olacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

-Özün özü; aile yuvasının temeli sağlam atılmalıdır ki, bina sağlam olsun.