Bu makale 50 kez okundu.

 

 

 

Veli ediniriz.Allahın rıdvanı üzerlerine olsun.Onlardan bizde razı oluru- ruz.Aralarında vuku bulan olaylardan dilimizi çekeriz.Oturma yerlerimiz

De dillerimizi o konulara sokmayız.Onlar için kin ve nefretlerini yüklen- meyiz. Allahu teala buyuruyor: Bunların ardından gelenler de "Ey rab- bimiz" derler, "Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin." (Haşır:10) Aralarındakı vakı olan hadiselerden dolayı,ecir almıştır inşaeAllah.

Ömer bin Abdulazize,sahabe arasında vuku bulan fitneleden,hadiseler- de ve harplerden sorduklarında,şöyle cevap verdi:Bu fitneden Allah kılıç

larımızı kanlarından korudu,niçin biz dillerimizi kanlarına sokmaktan korumayalım?

28.MESELE:Biz itikad ederizki, şüphesiz mestlerin üzerine mesh etmek sünnettir. Çünkü bazı taifeler biz ehli sünnete muhalefet etmiştir ve sünnet olduğunu inkar etmişlerdir.İmam Ahmet demiştir ki, Peygam- berimizden 70 kişi rivayet etmiştir bunu.

29.MESELE: Biz itikad ederiz,Emir sahibi kişiye,yani devlet başkanına,

Halife-i müslimine taatın vucubiyetine-farziyyetine iman ederiz. Çünkü şu ayeti kerimede:Allahu teala Kur’anı keriminde şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, sizden olan ulü'l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir.” (Nisâ:59)Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.) ise:“Dikkate değer kayıdlardan birisi de, mü’minlere hitab edilerek “Minkum = sizden” kaydıdır ki, mânâsı apaçıktır. Mü’minlerden olmayan idarecilere itaat etmek dinen vâcib kılınmamıştır.”Dedikten sonra şunları kaydeder: Bu ayetten Mü’minlerin, her nerede bulunurlarsa bulunsunlar Allah’a ve Rasulüne karşı itaatsizlikten sakınmak ve aynı zamanda kendilerinden olan idarecilere itaat etmeleri ve tağutlara boyun eğmemelerinin gerekli olduğunu anlamak gerekir.”

Hz. Peygamber buyurmuştur ki: “Müslüman olan kişinin dinlemesi ve itaat etmesi onun vecibesidir, hoşlandığında da hoşlanmadığında da. Ancak günah işlemesi emredilmiş olursa başka. Günah işlemeyi emrede ne itaat yok.”(Müslim)

“Müslüman kişinin kendisine bir masiyet emredilmediği sürece sevdiği ve hoşlanmadığı husûslarda dinlemesi ve itaat etmesi farzdır. Masiyet emredildiğinde ise dinlemek ve itaat etmek yoktur.” ( Buhârî, Müslim)

“Biz, Rasûlullâh(sav)’e neşeli ve kederli anlarımızda, zorluk ve kolaylık halimizde dinleyip itaat etmek, başkaları bize tercih edilip haklarımız verilmese bile onlara itaat etmek ve onlarla iş husûsunda çekişmemek üzere beyat ettik. Ancak ulû’l-emrin açık bir küfrünü görürseniz, onun küfrü hakkında yanınızda Allâh’tan kuvvetli bir delîl bulunması hali müstesnâdır.” (Buhârî) Bu hadîste ise ifâde edildiği üzere Rasûlul- lâh(sav), sahâbelerinden neşeli ve kederli anlarında, zorluk ve kolaylık hallerinde, haksızlığa uğrasalar bile itaat edeceklerine ve yönetim husûsunda emir sâhibleriyle çekişmeyeceklerine dâir söz almıştır. Bu itibarla Müslüman bir kişinin Allâh’a isyân emretmediği sürece hoşuna gitsin yahut gitmesin, zorlansın yahut zorlanamasın Müslümanların başındaki ulu’l-emre itaat etmesi farzdır. Hatta ulu’l-emr, dünyâlık menfaatleri kendi tekeline alsa, beytu’l-malda hakkı bulunan kimselere bu haklarını vermese, kendi akrabalarını ve yakınlarını diğerlerine karşı kayırsa bile bu böyledir. Bu tür durumlarda dahi dinleyip ve itaat etmenin farz olmasının sebebi, Müslümanların birliğin sağlanmasıdır. Çünkü ihtilaf onların dîn ve dünyâ hallerinin bozuluşuna bir sebebtir.

Biz itikad ederiz, emir sahiplerine karşı huruç etmek,karşı çıkmak haramdır.Bir hadiste şöyle buyruluyor:Her kim taat ve itaattan çı- karsa,cemaatı bölerse,o kimse cahiliyye ölümü ile ölmüştür.(Müslim)

Ey müslümanlar! İşte bu, ehli sünnet vel cemaatın akidesnin hulasasıdır.

İlk bu şekilde ortaya koydum.Bazı kardeşlerimin talp ve istekleri üzerine

Allah hayırlı şeylerle cezalandırsın! Bu şekilde itikad eden ve aile efra- dına ve sevdiklerine tavsiye eden bir kula Allahın merhamet etmesini is- terim. Ve yine Allahu tealanın ihsan ve keremi ile,dünyada bunun üzerin

de yaşatmasını,bunun üzerinde öldürmesini, kıyamet günü bu akidenin ehli olan nebilerin,sıddıklarıni,şehitlerin ve salihlerin zümresinde haşret mesini isterim. Onlar ne güzel arkadaşlardır. Biz Allahtan başka ilah ol- madığına, gerçekten Hz.Muhammedin Allahın resulü olduğuna şehadet ederiz. En iyi bilen Allahtır. Allah Peygamberimize,aline ve ashabine sa- lat ve selam etsin. Tercümenin bittiği tarih:23.04.2020—30.Şaban 1441

İSTİVA HAKKINDA KISA BİLGİ:

İslamda bazı konular vardır.Ki, Ne kadar izah edilse anlaşılması zordur. Akidenin temel konularına vakıf olmak gerek. Evvela Allah’a ait konu- lara, mahlukata ait olanlar gibi bakmaya kalkmak baltayı taşa vurmaktır. Arşa istiva konusuna gelince, Kur’anda bir kaç yerde zikredilmektedir. Selefi Salih’in görüşü şudur.İstiva malumdur. Keyfiyetinden sual sormak bidattır.İstivaya inanmak vaciptir, yani farzdır. Fazla detaylara girme- den şunu söyliyeyim. Allah halıktır. Arş mahluktur. Haşa Allah yarattığı bir şeye muhtaç değildir. İmamı Azamın(ra) dediği gibi, Allah arşı yaratmadan önce nerede istiva ediyordu? Bu bir . İkincisi:Şura:11. ayetine göre, O’nun örneği yoktur, O’ hiç bir şeye benzemez. Öyle ise, beşeri kelime ve kavramlara yüklediğimiz beşeri manalarla istivaya mana veremeyimiz. Çünkü O’nun örneği yoktur.Biz sadece Allah arşa istiva etti der,keyfiyetine, nasıl ve niceliğine girmeyiz. Çünkü biz beşer aklıyı ile bunu izah edemeyiz. Kısa izahım bu olacak.Şimdi istiva ile ala-

kalı ayetlerin türkçe mealini yazıyorum.

1-Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.(Bakara:29)

2-Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdi- rendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nun dur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir.(Araf:34)

3- Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öy- leyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (Yunus:3)

4-Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmek tesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşaca- ğınıza kesin bilgiyle inanırsınız.(Rad:2)

5-Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.(Taha:5)

6-O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.(Furkan:59)

7-Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?(Secde:4)

8-Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.(Hadid:4)

AÇIKLAMA:

Maliki muhaddis Ebûbekir bin Arabi diyor ki: İstivâ kelimesinin Arap dilinde on küsur tane anlamı vardır. Bunlardan hangisi?

el-Avâsım mine’l-Kavâsımın’da anlatıyor : ”Bazı Hanbeliler bir yolcu- luk esnasında yolunu kesmişler. Israrla sormuşlar: “Allah nasıl istivâ etti?” diye. Demiş ki: “İstivanın oturmak, mekan tutmak, yerleşmek anlamlarına geldiğini söylememi istiyorsunuz. Ama istivâ kelimesinin on küsur tane anlamı vardır. Niye bunların içerisinde diğerleri değil de bunlar ?,Yahut bu onbeş anlamdan hangisinin ”zahir anlam” olduğunu iddia ediyorsunuz? ”

KAZA VE KADER KONUSUNDA GÖRÜŞLER

Kaza ve kader konusu, insan zihnini meşgul eden konuların başında gelir. Bu konuyla ilgili olarak ilk devirlerden itibaren çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Kaza ve kader konusunda başlıca üç görüş vardır:

a) Ehl-i Sünnetin görüşü:

Ehl-i Sünnete göre insan, belli ölçülere göre hareket eden hür bir varlıktır. O, işlerini kendi irade ve ihtiyariyle yapar. Zorunlu fiiller dışında kendi isteğine bağlı olarak yaptığı işlerin emir olanlarından mükâfat, yasak olanlarından ceza görecektir. Allah´ın teklifleri, sevap ve ikabını gerektirecek işler bellidir. İnsan bunları seçme ve yapmada serbesttir.Burada iki husus ortaya çıkmaktadır:

İnsan kendi irade ve ihtiyariyle yaptığı zorunlu olmayan fiillerden, başka bir deyimle, isteğe bağlı olarak seçimini kendi kendisinin yaptığı işlerden sorumludur. Bu fiillerin tümü teklif dairesine girer, sevap veya ikabı, mükâfat veya cezayı gerektirir.

Tek yaratıcı ancak Allah´tır. İnsanı, fiillerini ve her şeyi yaratan Allah tır. Çünkü “Allah her şeyin yaratanıdır.” (Zümer:62), “Sizi ve işledik- lerinizi yaratan Allah´tır.” (Saffat:96) İnsanda yaratma vasfı yoktur. O, fiilini seçme hürriyetine sahiptir. İnsanın seçimine göre yaratma Allah´a aittir. İnsan ancak kâsibtir, müktesiptir, fiillerini kesb eder, kazanır.

b) Cebriyenin görüşü:

Ehl-i Sünnetin dışında yer alan Cebriye´ye göre insan fiillerinde yaptığı işlerde mecburdur. İnsanın iradesi, gücü yoktur. O fiillerini zorunlu ola rak yapar. İnsanın fiilleriyle münasebeti, çöpün rüzgârla olan münasebeti gibidir. Fiiller insana nispet edilir. Kulların hareketleri cansız varlıkların hareketleri gibidir. Kulun fiillerinde ihtiyar sahibi olması, mucit ve halık olmasını gerektirir. Halbuki yaratıcılık yalnız Allah´a aittir.

Bu fırka, kaza ve kaderi nazara alarak kulun fiillerini yapmada mecbur olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Bununla Allah Tealâyı acizden tenzihe çalışırken diğer taraftan Allah Tealâya zulüm isnat etmişlerdir.

Bu görüşe göre insan, değersiz, şuursuz, akılsız, iradesiz bir varlık duru- muna düşüyor.O âdeta cansız bir varlık haline geliyor.Böylece dinin,Pey gamberin, kitabın, teklifin, ceza ve mükâfatın hiç bir değeri kalmıyor. Bu görüş sahipleri zaten zamanla yok olup gitmişlerdir. Ama zaman zaman hayatta aynı görüşü benimseyenlerle karşılaşmak mümkündür.

c) Mutezile nin görüşü:

Mutezile, Cebriyenin görüşünün tam tersini savunur. Mutezileye göre insan irade ve güç sahibidir,kendi fiillerinin yaraticisidir. Onlara göre insan, kendi fiillerini yaratirsa ancak hür ve sorumlu olur, ceza ve mükâ- fat ancak böyle tahakkuk eder.

Mutezilenin bu konudaki görüşünde aşırılıga gittigi görülüyor. Gerçekte insan cüz´i bir irade sahibidir. Allahın bahşettiği bir kudretle fiillerini yapar; ama asla yaratıcı değildir, kendi fiillerinin halıkı olamaz. İnsan dilediğini seçme ve yapma hakkına sahiptir. Ama hiç bir zaman mutlak irade ve mutlak güç sahibi değildir.

Görüldüğü gibi, Ehl-i Sünnetin bu konudaki görüşü aşırılıktan uzak, Kur´an ve sünnetin ruhuna uygun orta bir yolu temsil etmektir.

 

Son Güncelleme (Cumartesi, 29 Ağustos 2020 23:09)